Uzayda yaşamın zorlukları denildiğinde akla genellikle yer çekimsiz ortam, dar yaşam alanları ve aileden uzakta geçirilen aylar geliyor. Ancak astronotların günlük hayatını etkileyen, pek fazla konuşulmayan başka bir sorun daha var: Kötü kokular. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) ve NASA'nın uzay mekikleri, Dünya'daki yaşam alanlarından oldukça farklı kokulara sahip. Üstelik bu kokulardan uzaklaşmak her zaman mümkün değil.
Birden fazla astronotun altı ay boyunca aynı kapalı ortamı paylaştığı uzay istasyonunda yemek artıkları, çöpler ve vücut kokuları zamanla birikiyor. Havalandırma ve filtreleme sistemleri sürekli çalışsa da öncelikleri ortamın güzel kokmasını sağlamak değil. Bu sistemler esas olarak karbondioksiti uzaklaştırmak ve mürettebatın soluduğu havayı güvenli seviyelerde tutmak için tasarlanmış.
Uzay mekiklerinde ise Dünya'ya dönüş sırasında durum daha da zorlaşıyor. Uzay koşullarına uygun geliştirilen iklimlendirme sistemleri, inişin ardından eski kapasitesiyle çalışmayı sürdüremiyor. Çevresel Kontrol Sistemi'nin kullandığı amonyak bazlı soğutucu, inişten sonraki 30 ila 45 dakika içinde tükeniyor. Böylece mekik içinde biriken kokular çok daha belirgin hale geliyor. Astronotlar için bu aşamada tek rahatlatıcı düşünce, birkaç saat içinde yeniden temiz havaya kavuşacak olmaları.
NASA, uzaya gönderilen nesneleri neden kokluyor?
Kapalı bir uzay aracında kötü kokular yalnızca konfor meselesi değil. Astronotların koku alma duyusu, olası bir yangını veya amonyak sızıntısını erkenden fark etmeleri açısından da önemli. Bu nedenle NASA, uzaya gönderilecek malzemeleri önceden inceleyen özel bir koku değerlendirme paneli kullanıyor.
Panelin görevi, araç içine taşınacak nesnelerin rahatsız edici kokular yaymadığından ve mürettebatın tehlikeli durumları fark etmesini zorlaştırmadığından emin olmak. Çünkü ortamda sürekli yoğun kokular bulunması, gerçekten tehlikeli bir kimyasal sızıntının fark edilmesini güçleştirebilir.
Bir başka sorun da astronotların uzun süre aynı kokulara maruz kalması. İnsan beyni, sürekli karşılaştığı uyaranlara zamanla alışıyor ve bunları daha az fark etmeye başlıyor. Uzay istasyonunda yaşayan astronotlar da benzer bir durumla karşılaşabiliyor. Başlangıçta rahatsız edici gelen kokular, bir süre sonra neredeyse hissedilmez hale gelebiliyor.
Dünya'ya döndüklerinde ise bunun tam tersi yaşanabiliyor. Uzun süre sınırlı sayıda kokuyla karşılaşan astronotlar, gezegenin sunduğu çok çeşitli kokular nedeniyle kısa süreli bir duyusal aşırı yüklenme hissedebiliyor.
Uzayın kendine özgü kokusu nasıl tarif ediliyor?
Uzay araçlarının içindeki kötü kokuların yanında, uzayın kendisiyle ilişkilendirilen oldukça farklı bir koku da var. Uzay yürüyüşünden dönen astronotlar, araçlarına yeniden girdiklerinde karşılaştıkları bu kokuyu çeşitli benzetmelerle anlatıyor. Bazıları kaynak işlemi sırasında ortaya çıkan dumana benzer bir koku aldığını söylerken bazıları yanmış biftek veya ceviz kokusundan söz ediyor. Tarifler değişse de anlatılan kokunun ortak özelliği metalik ve yanık benzeri bir karakter taşıması.
NASA, astronotların bu alışılmadık kokuyu tehlikeli kimyasal sızıntılardan ayırt edebilmesini sağlamak için 2008 yılında özel bir çalışma yürüttü. Bir kimyagerle anlaşan kurum, uzay yürüyüşlerinden sonra tarif edilen kokunun Dünya'daki laboratuvar koşullarında yeniden üretilmesini sağladı. Böylece astronotların görev öncesinde bu kokuyu tanımaları hedeflendi.
Uzay istasyonlarında aylar boyunca biriken kokular, mekiklerin iniş sonrasında yaşadığı havalandırma sorunları ve uzay yürüyüşlerinin ardından hissedilen metalik koku, astronotların karşılaştığı birbirinden farklı deneyimler. Özellikle kapalı ortamlarda uzun süre yaşamak zorunda kalan mürettebat için koku, günlük yaşamın ve güvenlik önlemlerinin göz ardı edilemeyecek bir parçası.