MP3 formatının tarihi...

Şaşırtıcı ve yenilikçi olduğu kadar, sarsıcı gelişmelere de imza atan MP3'ün tarihine göz atıyoruz!

MP3'ün temelleri...

MP3 formatı, müzik endüstrisi ile internet korsanlığı arasında verilen savaşın en önemli araçlarından birisi olmuştur. Bu makalemizde sizlere, MP3 formatının ortaya çıkışının ve bugünlere gelişinin hikayesini anlatacağız.

Sık sık MP3'ün babası olarak anılan, ancak bu ünvandan çok da memnun olmayan Alman ses mühendisi Karlheinz Brandenburg'a göre, MP3'ün hikayesi, bundan yaklaşık 30 yıl öncesinde başlıyor.

1982:

Brandenburg'un başarısının temeli aslında, üniversitedeki tez danışmanının reddedilen patent başvurusuna dayanıyor.

Brandenburg'un tez tanışmanı, sayısal telefon hatları üzerinden müzik aktarımı konusunda bir çalışma hazırlayıp patent başvurusunda bulunmuştu. Ancak patent müfettişi, bunun imkansız olduğu ve imkansız olan şeylere patent veremeyecekleri gerekçesiyle bu başvuruyu reddetti.

Bu cevabı alan tez danışmanı, doktora öğrencisi olan Karlheinz Brandenburg'den yardım istedi ve projenin ilk çalışmaları böylece başladı.

İlk adımlar...

MP3 formatı üzerindeki çalışmalar ancak 1986 yılında tam anlamıyla başlayabildi. Bunun sebebiyse, bilgisayarların daha iyi hale gelmesi ve bilgisayarlar üzerinde ses işleme imkanlarının daha iyi seviyeye gelmesi oldu.

Brandenburg, 1986 yılının başlarında bu işi, diğerlerinden farklı bir yaklaşımla yapabileceği fikrinin aklına geldiğini belirtiyor ve aklına gelen bu fikre, 1986 yılında patent almayı başararak ilk adımını atıyor.

Elbette bu parlak fikri uygulamaya taşımak ve başarıya ulaştırmak o kadar kolay olmuyor.

Ortaya çıkan ilk kodlama tekniği, sesi üç katmana ayırarak, öncelik derecesine göre hangi katmanın kaydedilip, hangilerinin gözden çıkarılacağına dayanıyor. Ancak bu yöntemi esneklikten uzak ve fazla karmaşık bulan Brandenburg, insan kulağının sahip olduğu sınırlara dayalı yeni bir sıkıştırma tekniği üzerinde çalışmaya başlıyor.

Formatın ortaya çıkışı...

1988 yılında, Uluslararası Standartlar Teşkilatı (ISO) tarafından yapılan ve sayısal video kodlamasında bir standart belirlenmesini amaçlayan toplantının ardından, bir uluslararası ekip oluşturulması kararlaştırılıyor. Oluşturulan bu ekip, Hareketli Görüntü Uzmanları Birliği (MPEG) olarak adlandırılıyor.

Ekibin başlangıç noktası, hedeflenilen sistem için herkesin üzerinde uzlaşabileceği iyi bir fikir bulmak oluyor. Çalışmanın başlamasıyla birlikte bunu bir fırsat olarak gören dünyanın farklı yerlerindeki geliştiriciler, bu fırsatı fikirlerini ortaya koyarak değerlendirmeye çalışıyor.

Videoları CD-ROM'a taşımayı ve bir medya standardı oluşturmayı amaçlayan bu çalışmalar sırasında ortaya atılan, birbirinden farklı ses sıkıştırma tekniklerinden hangisinin daha verimli olacağı konusunda fikir birliğine varılamıyor.

Bunun üzerine ekip, ellerindeki farklı ses sıkıştırma teknikleri için birer alt grup oluşturmaya karar veriyor. Oluşturulan bu standartlar Layer I, Layer II, Layer III olarak isimlendiriliyor. Standartlar ortaya çıktığında, en düşük bant genişliği kullanarak en yüksek ses kalitesi sunan standardın Layer III olduğu ortaya çıkıyor.

Layer III için her şey parlak görünürken, Suzanne Vega'ya ait enstürmansız ve koro eşliğinde seslendirilen bir parçanın sıkıştırılması neticesinde, seste bozulmalarla karşılaşılınca tüm tablo değişiyor.

Bunun üzerine standart üzerinde daha fazla çalışmaya karar veren ekip, ortaya çıkan sorunu çözebilmek için AT&T şirketiyle işbirliğine gidiyor. Bu çalışma Layer III için iyi bir sınav oluyor ve kusurların giderilmesine yardımcı olarak, Layer III'ün kusursuz bir standart haline gelmesini sağlıyor.

Layer III'e kötü sürpriz...

1992:

Brandenburg'un sıkıştırma tekniği, nihayet bir ses kodlama seçeneği olarak Layer III adıyla, ISO tarafından oluşturulan VCD standartları arasında yerini alıyor. Fakat iş kullanıma geldiğinde, tüketici elektroniği üreticileri Layer II'nin uygun bir standart olduğunu ve Layer III'ün kullanım açısından fazla karmaşık olduğunu düşünüyorlar. Bunun sonucunda ilk uygulamalar ve cihazlar Layer II üzerine kuruluyor.

1993-1994:

Bunun üzerine Brandenburg ve Layer III ekibi, geliştirdikleri bu standart için farklı uygulama alanları arıyor. Standardı pazarlayabildikleri ilk kuruluş, Layer III'ü sayısal telefon hatları üzerinden ses aktarımı için kullanıyor. Böylece Layer III, telefon hatları üzerinden müzik parçaları gibi kaliteli seslerin aktarımı için başarılı bir standart olduğunu kanıtlıyor.

1994 yılında, bu uygulamanın da etkisiyle Layer III ekibi, geliştirdikleri standardı, internetin ses standardı haline getirmenin parlak bir fikir olduğuna karar vererek harekete geçiyor.

Brandenburg, bu kararı verdikleri anda tam olarak ne anlama geldiğini bilmediklerini de ekliyor.

MP3'ün doğuşu...

1994-1995 yılları içerisinde, Layer III'ün internetin ses standardı olması gerektiğine karar veren ekip, bunun için bir dosya uzantısı bulmaya karar verdi. Üzerinde anlaşılan dosya uzantısı ise .mp3 olmuştu. Bu dosya uzantısının resmiyet kazandığı tarih olan 14 Temmuz 1995 tarihi, bir bakıma MP3'ün doğum tarihi sayılabilir

Böylece Layer III, hak ettiği popülerliğe MP3 adıyla kavuşmak üzere ilk adımını atmış oldu. Elbette bir dosya standardının ortaya çıkması, işin sadece ilk adımı oluyor. Geliştiriciler, formatlarını pazarlama yolunda yüksek fiyatla satılacak kodlama yazılımları ve düşük bir bedelle sunulacak MP3 oynatıcı yazılımları sunulmasını hedeflediler. Bunu sağlamak içinse, MP3 formatını kullanacak yazılım geliştiricilerden patent ücreti almayı kararlaştırıyorlar.

MP3 formatını kullanan ilk medya oynatıcı Winamp oldu. Justin Franken ve Dmitry Boldyrev isimli iki üniversite öğrencisi tarafından geliştirilen Winamp medya oynatıcısı, geliştirme aşamasındaki ilk sürümünde ücretsiz olarak kullanıcılarla buluştu. Nihayet tamamlanmış sürümüne kavuştuğundaysa, aynen format geliştiricilerinin hedeflediği gibi, düşük bir bedelle lisanslanmaya başlamıştı.

Başarı ve hüsran...

MP3'ün ikinci yaşına girmesiyle birlikte, hikaye farklı bir yönde gelişmeye başlıyor ve internetin getirdiği özgürlüklerin, bazı sınırları aşabileceğini gösteriyor.

Bu yıl, çok büyük başarı yakalayan ve dünya çapında kullanıcıların beğenisini toplayan MP3'ün, ticari olarak hayal edildiği kadar başarılı olması yolunda önemli bir engelle karşılaştığı yıl oluyor.

1997 yılında, Avustralyalı bir öğrenci, çalıntı kredi kartıyla MP3 kodlama yazılımını satın alıp, incelediği kodları çözüyor ve ücretsiz şekilde internette yayınlıyor. Bu durum elbette Brandenburg ve arkadaşlarını memnun etmiyor ancak lisanslı satışlar devam ediyor ve kodlayıcı yazılımların lisans ücretleri düşürülerek, yasal MP3 yazılımları pazarlanmaya devam ediliyor.

Aynı yıl, lisanslı olarak çalışan şirketlerden birisi olan Music Match, kullanıcıların müzik CD'lerini, MP3 formatında müzik parçalarına dönüştürebildiği bir yazılım satışa çıkarıyor. Kullanıcıların, satın aldıkları müzik CD'lerini MP3'e dönüştürerek dinlemeleri tamamen yasal olduğu için, bu durumda hiçbir sakınca görülmüyor.

Ancak zamanla bu yazılım, korsan müzik paylaşımı için bir araç haline geliyor ve kullanıcılar, müzik CD'lerini MP3 dosyalarına dönüştürerek internette paylaşmaya başlıyor. Böylece 1997 yılı, müzik endüstrisinin internet korsanlığına karşı verdiği savaşın başlangıç tarihi oluyor.

Paylaşım ağları...

Bir dosya paylaşım (P2P) yazılımı olan Napster, 1999 yılında kullanıma sunuldu. Napster, kullanıcıların sabit disklerindeki dosyaları birbirleri arasında paylaşabilmesine imkan sağlıyordu. İlk kez böyle bir imkanı, dünya çapında sağlamayı başaran Napster, tahmin edilebileceği gibi müzik korsanlığının en önemli aracı haline gelmişti.

Elbette bu durum müzik endüstrisini hiç memnun etmedi ve gerek müzik endüstrisi, gerekse sanatçılar tarafından açılan sayısız davayla karşılaşan Napster bu duruma uzun süre karşı koyamadı. 2001 yılında operasyonuna son verilen Napster, bir ilke imza atmış olsa da artık yeni bir kapı açılmıştı ve Napster son dosya paylaşım yazılımı olmayacaktı.

90'lı yılların sonunda, küçük dosya boyutlu dosyalarla büyük işler başaran MP3, hiç şüphesiz zamanın en başarılı ses sıkıştırma formatıydı. Günümüzde, hemen her türlü medya oynatıcı ve müzik çalar üzerinde oynatılabilen MP3, bugünkü başarısı gibi, o günlerdeki başarısını da büyük ölçüde kolay erişilebilen ve her yerde kullanılabilen bir format olmasıyla sağlamıştı.

Atilla Malkoç

Okuyucu Yorumları

Toplam 4 Yorum

Öncelikle bu harika makale için teşekürler CHIP!

Bir eksiği gidereyim:

Neden MP3 dosyası CD deki halinden yaklaşık 10 kat daha az yer kaplar?

CD formatında yapılan kayıtlar, duyulabilen - duyulamayan tüm ses frekanslarını içermektedir. Makalenin bir yerinde üstü kapalı olarak da belirtildiği gibi MP3 formatı bu frekansları süzerek geriye sadece insan kulağının duyabildiklerini bırakarak dosya boyutunu ciddi anlamda küçültür. (Yoksa siz doğadaki tüm sesleri duyabildiğimizi mi sanıyordunuz)

Eğer kulağınız ortalama bir insan kulağının çok üzerinde bir hassasiyete sahipse (öyle birini tanıyorum) MP3 ile CD arasındaki farkı algılayabilmeniz mümkün olabilir.

Ayrıca CD içerisinde olup da MP3 te olmayan frekansları duyamamamıza rağmen bu frekansların kulağın kalibrasyonu için gerekli olduğunu, dolayısıyla sürekli MP3 formatında müzik dinlemenin kulak sağlığı için zararlı olabileceğini belirten de bir araştırma var.

walkmenden dinlerdik müziği heyy gidi günler heyy. :) şimdi ipod'tan mp3 dinliyoruz :)

Eğer kulağınız ortalama bir insan kulağının çok üzerinde bir hassasiyete sahipse (öyle birini tanıyorum) MP3 ile CD arasındaki farkı algılayabilmeniz mümkün olabilir.
yaretçi yazmış:
walkmenden dinlerdik müziği heyy gidi günler heyy. :) şimdi ipod'tan mp3 dinliyoruz :)
Dün 02:31 %50 %50
Ziyaretçi yazmış:
Öncelikle bu harika makale için teşekürler CHIP!

Bir eksiği gidereyim:

Neden MP3 dosyası CD deki halinden yaklaşık 10 kat daha az yer kaplar?

CD formatında yapılan kayıtlar, duyulabilen - duyulamayan tüm ses frekanslarını içermektedir. Makalenin bir yerinde üstü kapalı olarak da belirtildiği gibi MP3 formatı bu frekansları süzerek geriye sadece insan kulağının duyabildiklerini bırakarak dosya boyutunu ciddi anlamda küçültür. (Yoksa siz doğadaki tüm sesleri duyabildiğimizi mi sanıyordunuz)

Eğer kulağınız ortalama bir insan kulağının çok üzerinde bir hassasiyete sahipse (öyle birini tanıyorum) MP3 ile CD arasındaki farkı algılayabilmeniz mümkün olabilir.

Ayrıca CD içerisinde olup da MP3 te olmayan frekansları duyamamamıza rağmen bu frekansların kulağın kalibrasyonu için gerekli olduğunu, dolayısıyla sürekli MP3 formatında müzik dinlemenin kulak sağlığı için zararlı olabileceğini belyaretçi yazmış:
walkmenden dinlerdik müziği heyy gidi günler heyy. :) şimdi ipod'tan mp3 dinliyoruz :)
Dün 02:31 %50 %50
Ziyaretçi yazmış:
Öncelikle bu harika makale için teşekürler CHIP!

Bir eksiği gidereyim:

Neden MP3 dosyası CD deki halinden yaklaşık 10 kat daha az yer kaplar?

CD formatında yapılan kayıtlar, duyulabilen - duyulamayan tüm ses frekanslarını içermektedir. Makalenin bir yerinde üstü kapalı olarak da belirtildiği gibi MP3 formatı bu frekansları süzerek geriye sadece insan kulağının duyabildiklerini bırakarak dosya boyutunu ciddi anlamda küçültür. (Yoksa siz doğadaki tüm sesleri duyabildiğimizi mi sanıyordunuz)

Eğer kulağınız ortalama bir insan kulağının çok üzerinde bir hassasiyete sahipse (öyle birini tanıyorum) MP3 ile CD arasındaki farkı algılayabilmeniz mümkün olabilir.
yaretçi yazmış:
walkmenden dinlerdik müziği heyy gidi günler heyy. :) şimdi ipod'tan mp3 dinliyoruz :)
Dün 02:31 %50 %50
Ziyaretçi yazmış:
Öncelikle bu harika makale için teşekürler CHIP!

Bir eksiği gidereyim:

Neden MP3 dosyası CD deki halinden yaklaşık 10 kat daha az yer kaplar?

CD formatında yapılan kayıtlar, duyulabilen - duyulamayan tüm ses frekanslarını içermektedir. Makalenin bir yerinde üstü kapalı olarak da belirtildiği gibi MP3 formatı bu frekansları süzerek geriye sadece insan kulağının duyabildiklerini bırakarak dosya boyutunu ciddi anlamda küçültür. (Yoksa siz doğadaki tüm sesleri duyabildiğimizi mi sanıyordunuz)

Eğer kulağınız ortalama bir insan kulağının çok üzerinde bir hassasiyete sahipse (öyle birini tanıyorum) MP3 ile CD arasındaki farkı algılayabilmeniz mümkün olabilir.

Ayrıca CD içerisinde olup da MP3 te olmayan frekansları duyamamamıza rağmen bu frekansların kulağın kalibrasyonu için gerekli olduğunu, dolayısıyla sürekli MP3 formatında müzik dinlemenin kulak sağlığı için zararlı olabileceğini belirten de bir araştırma var.
Ayrıca CD içerisinde olup da MP3 te olmayan frekansları duyamamamıza rağmen bu frekansların kulağın kalibrasyonu için gerekli olduğunu, dolayısıyla sürekli MP3 formatında müzik dinlemenin kulak sağlığı için zararlı olabileceğini belyaretçi yazmış:
walkmenden dinlerdik müziği heyy gidi günler heyy. :) şimdi ipod'tan mp3 dinliyoruz :)
Dün 02:31 %50 %50
Ziyaretçi yazmış:
Öncelikle bu harika makale için teşekürler CHIP!

Bir eksiği gidereyim:

Neden MP3 dosyası CD deki halinden yaklaşık 10 kat daha az yer kaplar?

CD formatında yapılan kayıtlar, duyulabilen - duyulamayan tüm ses frekanslarını içermektedir. Makalenin bir yerinde üstü kapalı olarak da belirtildiği gibi MP3 formatı bu frekansları süzerek geriye sadece insan kulağının duyabildiklerini bırakarak dosya boyutunu ciddi anlamda küçültür. (Yoksa siz doğadaki tüm sesleri duyabildiğimizi mi sanıyordunuz)

Eğer kulağınız ortalama bir insan kulağının çok üzerinde bir hassasiyete sahipse (öyle birini tanıyorum) MP3 ile CD arasındaki farkı algılayabilmeniz mümkün olabilir.

Ayrıca CD içerisinde olup da MP3 te olmayan frekansları duyamamamıza rağmen bu frekansların kulağın kalibrasyonu için gerekli olduğunu, dolayısıyla sürekli MP3 formatında müzik dinlemenin kulak sağlığı için zararlı olabileceğini belirten de bir araştırma var.irten de bir araştırma var.irten de bir araştırma var.

Güzel bir yazı olmuş.

Sen de yorum yaz

 



CHIP'i Takip edin
E-Posta listemize katılın
CHIP Dergi Mobil Cihazınızda

İlginizi çekebilir