ABD'nin uzaydaki silahları tartışma yarattı: Neden büyük bir sorun?
ABD ordusu, yörüngede düşman faaliyetlerine karşı kullanılabilecek silahlara sahip olduğunu ilk kez doğruladı. Açıklama, nükleer silahların yaklaşık 60 yıldır yasak olduğu uzayda denetimin nasıl yapılacağı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
ABD ordusunun yörüngede silah konuşlandırdığını ilk kez açık biçimde doğrulaması, uzayın askeri kullanımına ilişkin yıllardır süren tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşıdı. ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Troy E. Meink, 14 Eylül'de düzenlenen Air and Space Cyber Conference etkinliğinde, ülkenin yörüngede düşman faaliyetlerine karşı kullanılabilecek "uzay kontrol silahlarına" sahip olduğunu söyledi.
Meink, bu sistemlerin türü, sayısı ya da hangi yörüngelerde bulunduğu hakkında ayrıntı vermedi. Açıklamanın ardından Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD'yi uzaydaki askeri varlığını genişletmekle eleştirdi ve bunun yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebileceğini savundu. ABD'nin açıkladığı sistemlerin nükleer olduğuna dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Buna karşın gelişme, yaklaşık 60 yıldır yürürlükte olan uzaydaki nükleer silah yasağının nasıl denetlenebileceği sorusunu yeniden öne çıkardı.
Uzaydaki nükleer silah yasağını doğrulamak kolay değil
ABD ile Sovyetler Birliği'nin de taraf olduğu 1967 tarihli Dış Uzay Antlaşması, Dünya yörüngesine nükleer silah veya diğer kitle imha silahlarının yerleştirilmesini yasaklıyor. Ancak antlaşmanın uzun süredir çözülmemiş önemli bir sorunu var: Bir ülkenin sıradan bir uydu görünümündeki aracın içine nükleer başlık yerleştirip yerleştirmediğini güvenilir biçimde tespit etmek oldukça zor.
MIT fizikçisi Areg Danagoulian'ın yakın tarihli fizibilite çalışması, bu sorun için farklı bir yöntem öneriyor. Tasarlanan sistem, Dünya'nın manyetik alanında hapsolmuş yüksek enerjili protonlardan yararlanarak başka bir uzay aracındaki nükleer malzemenin izini arayabilir.
Yüksek enerjili protonların uranyum gibi radyoaktif maddelerle etkileşmesi halinde yoğun bir nötron çıkışı oluşması bekleniyor. Yaklaşık bir ansiklopedi büyüklüğündeki özel bir algılayıcının, olası bir nükleer başlığı yaklaşık 4 kilometre uzaklıktan bir haftalık gözlem sonunda tespit edebileceği hesaplanıyor. Mesafe azaldıkça gereken gözlem süresi de kısalabilir.
Starfish Prime uzaydaki nükleer patlamanın sonuçlarını gösterdi
Nükleer bir silahın yörüngede patlatılması halinde etkiler yalnızca hedeflenen uyduyla sınırlı kalmayabilir. Böyle bir patlama, ticari, bilimsel ve askeri uyduların büyük bölümünü etkiler; ayrıca yörüngede yeni ve tehlikeli enkaz parçalarının oluşmasına yol açabilir.
Bu riskin en bilinen örneklerinden biri 9 Temmuz 1962'de gerçekleştirilen Starfish Prime deneyi. ABD, Pasifik üzerinde yaklaşık 400 kilometre yükseklikte 1,45 megatonluk bir nükleer savaş başlığı patlattı. Patlama saatler süren radyo iletişim sorunlarına neden oldu, Hawaii'den görülebilen yapay kutup ışıkları oluşturdu ve o tarihte yörüngede bulunan 24 uydudan sekizine zarar verdi ya da kullanılamaz hale getirdi. Telstar 1 ve İngiltere'nin Ariel 1 uydusu da etkilenen araçlar arasındaydı. Patlamanın oluşturduğu radyasyonun yaklaşık beş yıl boyunca yörüngede kaldığı belirtiliyor.
Aynı dönemde Sovyetler Birliği de 1961 ve 1962 yıllarında Project K adı altında yüksek irtifa nükleer testleri gerçekleştirdi. Bu denemeler günümüzde Kazakistan sınırları içinde kalan bölgelerde elektrik ve iletişim sistemlerinde aksamalara yol açtı.
Teknik çözüm yeni bir diplomatik sorun yaratabilir
MIT tarafından önerilen tespit yönteminin uygulanması, başka bir zorluğu beraberinde getiriyor. Şüpheli bir uydunun incelenebilmesi için algılayıcı taşıyan başka bir uzay aracının hedefe birkaç kilometre kadar yaklaşması ve belirli bir süre yakınında kalması gerekebilir. Uzay politikaları üzerine çalışan uzmanlar, böyle bir yakınlaşmanın casusluk ya da saldırı hazırlığı olarak yorumlanabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle sistemin pratikte kullanılabilmesi, incelenecek uydunun sahibi ülkenin iş birliğini ve yörüngedeki denetim faaliyetleri konusunda uluslararası kurallar oluşturulmasını gerektirebilir.
Center for Space Policy and Strategy'den Brian Weeden'a göre asıl engelin teknik değil, siyasi tarafta ortaya çıkması muhtemel. Bir ülkenin başka bir devlete ait uyduyu hangi şartlarda ve ne kadar yakından inceleyebileceği konusunda bugün için ortak kabul görmüş ayrıntılı bir mekanizma bulunmuyor.