Alkışın kökeni: Neden alkışlıyoruz, nereden çıktı bu alkış işi?
Takdirimizi göstermek için ellerimizi birbirine vurup gürültü çıkarmak, yani alkışlamak, hayatımızın en sıradan reflekslerinden biri. Ancak kökeni insanlık tarihinin karanlık dönemlerine kadar uzanan bu eylemin modern dünyadaki kuralları, sandığınızdan çok daha katı sınırlarla korunuyor.
İletişim kurmak için kelimelere ihtiyaç duymadığımız anlar vardır. Bir konserin bitiminde ya da sevdiğimiz birinin başarı anında ellerimizi havaya kaldırıp ritmik şekilde birbirine vururuz. Avuçlarımızı çarparak çıkardığımız bu gürültülü ses, yani alkış sesi, beğenimizi göstermenin en refleksif yolu olarak hayatımızda yer kaplar. Günlük yaşamın sıradan bir parçası olan bu alkış eyleminin arkasındaki nedeni muhtemelen daha önce hiç sorgulamadınız. Peki, birini onaylamak için neden başka bir yöntem değil de sadece ellerimizi birbirine vurmayı seçiyoruz?
Sözcükleri bir kenara bırakıp sesle ve hareketle iletişim kurmak ilk bakışta ilkel gelebilir. Antropologlar da bu konuda genel olarak benzer fikirlere sahip. Alkışın kökeni, insanlığın evrimsel tarihinin derinlerine, henüz konuşma yeteneğinin gelişmediği dönemlere uzanıyor. İlk atalarımızın, avcı gruplarında dikkat çekmek, tehlike anında odağı kendilerine toplamak ya da yaklaşan bir yırtıcıyı korkutmak için ellerini sertçe birbirine vurduğu tahmin ediliyor. Bu hareket işitsel olduğu kadar görsel olarak da güçlü bir sinyal taşır. Tıpkı uzaktan el sallamak gibi, el çırpmak da hem göze hem kulağa hitap eden ilkel bir iletişim aracı vazifesi görüyordu.
Genlerimize işlenen evrensel davranış
İnsanlık tarihiyle iç içe geçmesi, el çırpma eylemini bugün genetik kodlarımıza işlenmiş evrensel bir insan davranışı haline getirdi. Dünyada tamamen farklı coğrafyalarda yaşayan ve iletişim için bu metodu kullanmayan tek bir kültür bile bulunmuyor. Psikologlar, bu eylemin zamanla farklı amaçlara hizmet eden alt dallara ayrıldığını belirtiyor. Bir sporcuyu yüreklendirmek için kullanılan "güdüleyici el çırpma", müzik ritimlerine eşlik eden "oyunbaz alkış" ve resmi törenlerde protokole uygun şekilde toplu onayı gösteren "resmi alkış" bu türlerden sadece birkaçı.
Günümüzde en sık karşılaştığımız tür ise takdir ve hayranlık belirten "beğeni alkışı" olarak öne çıkıyor. Elbette tarih öncesi çağlardaki insanlar birbirlerine görkemli şovlar sunmuyordu. Bu yüzden performansa dayalı alkışın, ilk toplulukların ateş başında hikayeler anlattığı dönemlerde ortaya çıktığı düşünülüyor. Etkileyici bir anlatının ardından topluluğun hep birlikte el çırparak memnuniyetini göstermesi, sosyal bağları güçlendiren ilk sanatsal tepki haline geldi.