Warcraft III Reforged: Forsaken Kingdom incelemesi: Ölülerin de bir krallığı olur
Warcraft III, The Frozen Throne'dan 23 yıl sonra yeni bir hikayeyle geri döndü. Bu kez Lordaeron'un yıkıntıları arasında Sylvanas ve Forsaken'ın geçmişine uzanıyoruz. Ancak karşımızda alıştığımız türden bir strateji oyunu yok. Peki, Warcraft III Reforged: Forsaken Kingdom beklemeye değmiş mi? İşte i
Warcraft III'ün oyun dünyasında çok özel bir yeri var. Bugün World of Warcraft sayesinde milyonlarca oyuncunun tanıdığı Azeroth, bir zamanlar köylülerle altın topladığımız, kışla inşa ettiğimiz ve birkaç birimlik ordularımızı hayatta tutmaya çalıştığımız bir savaş alanıydı. Arthas, Illidan ve Sylvanas gibi karakterlerle de ilk kez bu dünyada tanışmıştık.
Sonra Warcraft III sahneden çekildi. The Frozen Throne'un ardından hikaye World of Warcraft'ta devam etti; gerçek zamanlı strateji tarafı ise uzun süre sessiz kaldı -ki aslında bu bir dönemin sonu anlamına geliyordu. Bunun farkında olmadan sessizce o kapıların kapanmasını izledik.
2020'de yayımlanan Warcraft III: Reforged bu sessizliği bozabilirdi. Ne var ki ortaya çıkan sonuç, teknik problemleri ve karşılanmayan beklentileriyle serinin hayranlarını fazlasıyla üzmüştü. Üzerinden geçen yıllarda oyun çeşitli güncellemelerle toparlandı ama kaybedilen güveni yeniden kazanmak kolay olmadı.
Forsaken Kingdom işte böyle bir geçmişin üzerine geliyor. Ve bizi yeniden heyecanlandırmayı başarıyor.
Üstelik yalnızca eski bir oyuna birkaç görev eklemekle yetinmiyor. Warcraft tarihinin önemli bir boşluğunu dolduruyor, oynanışın ağırlık merkezini değiştiriyor ve Reforged'ın görsel kimliğine yeni bir seçenek kazandırıyor.
Bütün bunların ne kadarının başarılı olduğu ise başka bir mesele...
Lordaeron'un Son Günlerine Dönüş
Warcraft III'ün en unutulmaz sahnelerinden birini hatırlayalım. Arthas, babası Kral Terenas'ın huzuruna çıkıyor. Herkes prensin eve döndüğünü düşünüyor. Oysa Lordaeron için geri dönüşü olmayan bir felaketin başlangıcındayız.
Forsaken Kingdom bizi önce o günlere götürüyor.
Dört görevden oluşan The Last Days of Lordaeron bölümü, krallığın son saatlerini saray muhafızlarının gözünden anlatıyor. Daha önce büyük ölçüde Arthas'ın hikayesi üzerinden izlediğimiz felaketin sıradan askerler ve şehir halkı için ne anlama geldiğini görmek, tanıdık olaylara farklı bir ağırlık kazandırıyor.
Asıl macera ise bu başlangıcın ardından açılıyor.
Hikayenin merkezinde, yeniden dirilmiş Forsaken savaşçısı Garek Bandarion ve Dark Ranger Anya var. Sylvanas Windrunner'ın çevresinde şekillenen mücadele, Scourge tehdidiyle Scarlet Crusade'in baskısı arasında kendisine yaşam alanı bulmaya çalışan bir halkı konu alıyor.
Burada ilginç bir durum söz konusu. Forsaken'ın sonunda neye dönüşeceğini zaten biliyoruz. World of Warcraft oynayan herkes Undercity'yi tanır. Sylvanas'ın hikayesinin sonraki yıllarda nerelere uzandığı da sır değil.
Ama bir yerin nasıl ortaya çıktığını bilmekle oraya giden süreci görmek aynı şey değil.
Forsaken Kingdom'ın hikaye açısından en değerli tarafı bu. Lordaeron'un yıkılışını yalnızca büyük bir savaşın sonucu olarak ele almıyor. Eski kimliklerini, şehirlerini ve hayatlarını kaybetmiş insanların yeni bir topluluk oluşturma mücadelesine de yer açıyor.
Üstelik Varimathras, Kel'Thuzad ve Scarlet Crusade'in tanıdık isimleri gibi karakterler yalnızca nostalji amacıyla sahneye çıkarılmamış. Warcraft III ile World of Warcraft arasında yaşanan gelişmelerin farklı parçalarını tamamlıyorlar.
Yeni karakterler de bu büyük isimlerin arasında tamamen kaybolmuyor. Özellikle Garek ve Anya üzerinden ilerleyen hikaye, Forsaken olmanın yalnızca yeni bir orduya katılmaktan ibaret olmadığını anlatabiliyor.