1917'de batan Alman denizaltısı, bugün nasıl bir tehlikeye dönüştü?

1917 yılında Danimarka açıklarında batan Alman denizaltısı UC-30, yaklaşık bir asır sonra yeniden incelendi. Araştırma, paslanan mühimmatların deniz suyuna kimyasal maddeler sızdırarak bölgedeki canlı yaşamı ve balıkçılık zinciri için risk oluşturabileceğini gösteriyor.

1917'de batan Alman denizaltısı, bugün nasıl bir tehlikeye dönüştü?

Deniz tabanında yaklaşık bir asır boyunca kalan bir Alman denizaltısı, yalnızca savaş tarihine ait bir enkaz olmaktan çıkıp Kuzey Denizi'ndeki çevresel risklerin önemli bir örneğine dönüştü. Almanya'ya ait UC-30 tipi mayın döşeme denizaltısı, 1917 yılında Danimarka açıklarında bir İngiliz mayınına çarparak battı. Denizaltıyla birlikte içindeki mühimmat ve 27 kişilik mürettebatın bedenleri de denizin dibinde kaldı.

Uzun yıllar boyunca gözlerden uzak kalan enkaz, son dönemde gerçekleştirilen kapsamlı su altı haritalama çalışmaları sayesinde yeniden incelendi. Aarhus Üniversitesi'nden yer bilimci Katrine Juul Andresen'in liderliğindeki araştırma ekibi, savaş döneminden kalan bu tür batıkların zaman içinde yalnızca tarihi birer kalıntı olmadığını ortaya koyuyor. Paslanan mühimmatlar, deniz canlıları ve balıkçılık açısından kimyasal bir tehdit oluşturabiliyor.

Denizin dibindeki mühimmatla gelen risk

Sualtında bulunan mühimmatların içinde TNT, RDX ve DNB gibi patlayıcı kimyasallar var. Metal aksamın yıllar içinde aşınmasıyla bu maddeler deniz suyuna karışabiliyor. Araştırmacılar da UC-30 çevresindeki kirliliğin canlılar üzerindeki etkisini değerlendirmek için Mytilus edulis türü mavi midyeleri doğal bir gösterge olarak kullandı.

Denizaltının çevresindeki deniz suyunda litre başına yaklaşık 72,6 nanogram TNT tespit edildi. Miktar düşük görünse de araştırma, bu seviyedeki kirliliğin midyelerde önemli biyolojik etkiler oluşturabildiğine işaret ediyor. Kimyasallar, canlıların doğal detoksifikasyon enzimlerini bozarken metabolizmalarını da olumsuz etkiliyor. Bunun yanında üreme için kullanılan glikojen enerji rezervlerinin azalmasına neden olabiliyor.

Danimarka karasularında yaklaşık 10 bin 127 batık bulunduğu, bunların yaklaşık yüzde 15'inin dünya savaşları döneminden kaldığı değerlendiriliyor. Zamanla paslanan metal parçalar ve aşınan koruyucu yüzeyler, mühimmatın içindeki kanserojen maddelerin çevreye daha fazla karışmasına zemin hazırlayabiliyor.

Almanya'nın Baltık Denizi'nde benzer mühimmatları denizden çıkarma girişimleri ise sorunun çözümünün kolay olmadığını göstermiş durumda. Su altı robotlarıyla mühimmatların toplanması veya kontrollü biçimde patlatılması yüksek maliyetli işlemler. Bu nedenle uzmanlar, kumla doğal şekilde örtülmüş ve çevresinden yalıtılmış bazı batıklara müdahale etmemenin çevre açısından daha güvenli olabileceğini belirtiyor.