Apple'ın 3 bin 500 dolarlık tarihi diski, bugün tek bir fotoğrafı bile saklayamıyor

Günümüzde 200 doların altına bir terabaytlık disk almak sıradan bir durumken, 1981 yılında Apple'ın çıkardığı 5 megabaytlık ilk diskin fiyatı tam 3 bin 499 dolardı. Teknolojinin maliyetleri nasıl düşürdüğünü ve depolama dünyasının dijital krizle imtihanını inceledik.

Apple'ın 3 bin 500 dolarlık tarihi diski, bugün tek bir fotoğrafı bile saklayamıyor

Günümüzde küresel çip ve bileşen krizleri yaşansa da bir terabaytlık bir SSD sürücüyü 200 doların altında bir fiyata satın almak artık şaşırtıcı değil. Piyasada bu fiyat aralığında sayısız depolama seçeneği bulunuyor.

Depolama teknolojileri yıllar içinde hem kapasite hem de okuma-yazma hızları açısından muazzam bir gelişim gösterdi. Üstelik fiyatlar da hiç olmadığı kadar düştü. Artık akıllı telefonlara doğrudan takılabilen ve fotoğrafları anında yedekleyen ultra kompakt sürücüler hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Ancak geçmişte durum hiç de böyle değildi. Bilgisayar teknolojisinin emekleme dönemi sayılan 1980'lerin başında sabit diskler hem el yakıyordu hem de sundukları kapasiteler gülünç denecek kadar sınırlıydı. Apple'ın 1981 yılında piyasaya sürdüğü "ProFile" isimli ilk sabit diski, sadece 5 megabaytlık bir veri kapasitesine sahipti ve tam 3 bin 499 dolardan satılmıştı.

Basit bir matematik hesabı yapıldığında, o dönemde bir gigabaytlık depolama alanının maliyeti yaklaşık 700 bin dolara denk geliyordu. İşin daha çarpıcı yanı, bu tarihi diskin günümüzün ortalama bir akıllı telefonuyla çekilen tek bir fotoğrafı bile tamamen içine alamayacak olması. Bugün 1920'ye 1080 piksel çözünürlükteki iki megapiksellik standart bir HD fotoğraf bile yaklaşık iki megabayt boyutuna ulaşıyor. Mevcut akıllı telefonların çok daha yüksek çözünürlükte çekim yaptığı düşünüldüğünde, Apple'ın o dönemki devasa diski en fazla iki fotoğraf saklayabilirdi.

Depolama dünyasındaki bu devasa dönüşüm, teknoloji meraklılarının yakından tanıdığı Moore Yasası'na benzer şekilde "Kryder Yasası" ile açıklanıyor. Moore Yasası, yarı iletken geliştirmeleri sayesinde işlemci gücünün her 18 ayda bir ikiye katlandığını savunuyor. Kryder Yasası ise depolama kapasitelerinin çok daha hızlı ve katlanarak büyüdüğünü, disk yoğunluğunun her 13 ayda bir iki katına çıktığını belirtiyor. Bu yasanın ilerleme hızı 2012 yılından beri yavaşlamış olsa da depolamanın orijinal maliyetleri ve geçmişteki kapasiteleri göz önüne alındığında bu yavaşlama tüketiciler için büyük bir anlam ifade etmiyor.

Fiziksel sınırların zorlandığı yeni depolama teknolojileri

Farklı formatlardaki katı hal sürücüleri ve flaş depolama üniteleri fiziksel olarak inanılmaz derecede küçüldü. Ancak bu sürücülerin de kendilerine göre sınırları var. Bugün doğrudan petabaytlık bir sabit disk satın alamamamızın nedeni de bu sınırlarda gizli. Üreticilerin fiziksel disklerin kapasitesini artırmak için kasa içindeki plaka boyutunu veya plaka sayısını artırması gerekiyor. Plaka veya sürücü büyüdükçe ortaya çıkan ısı miktarı artıyor ve cihazın genel boyutları büyüyor. Aynı durum, sunucu raflarında olduğu gibi kapasiteyi artırmak için tek bir sisteme çok sayıda sabit disk eklemek istendiğinde de geçerli. Mühendisler diskleri fiziksel olarak sonsuza kadar büyütemeyeceği için ilerleme bir noktada tıkanıyor. Disk boyutunu sabit tutup içindeki plakaları küçülterek üst üste dizmeye çalışmak ise Kryder Yasası'nın getirdiği termal engellere takılıyor.

Yine de perde arkasında önemli inovasyonlar yaşanıyor. Büyük veri merkezleri ve özellikle yapay zeka operasyonları için gelecekte çok daha devasa depolama alanlarına ihtiyaç duyulacak. Sektörün günümüzdeki tek üreticileri konumundaki Seagate, Toshiba ve Western Digital, daha büyük çözümler üzerinde çalışıyor. Şirketler, disk kapasitelerini artırmak için enerji destekli manyetik kayıt (EAMR) teknolojilerine odaklanmış durumda. Örneğin Toshiba ve Western Digital, cam plakalar ve demir-platin gibi malzeme alaşımlarını kullanan ısı destekli manyetik kayıt (HAMR) sistemine geçiş yapıyor. Seagate ise laboratuvar ortamında plaka başına 6.9 terabaytlık bir kapasiteye ulaşmayı başardı. Planlar doğrultusunda her şey yolunda giderse, 100 terabaytlık disklerin 2030 ile 2031 yılları arasında hayatımıza girmesi bekleniyor.

Bulut teknolojisinin arkasındaki somut gerçeklik

Bulut depolama hizmetlerini kullanmak, fotoğraflara ve dosyalara her cihazdan erişim imkanı tanıdığı için kullanıcıya büyüleyici gelebilir. Ancak bu sistemin temelinde tamamen fiziksel bir altyapı var. Dünyanın uzak bir noktasındaki bir veri merkezinde sunucular çalışıyor ve verileriniz bu sunucuların içindeki somut sabit disklere yedekleniyor. Örneğin iCloud kullandığınızda verileriniz Apple'ın veri merkezlerine gidiyor ve oradaki disklerde saklanıyor. İşte tam da bu güvenlik ve fiziksel bağımlılık yapısı nedeniyle, bazı kritik dosyaların asla bulut servislerine yüklenmemesi gerekiyor.

Çevrimiçi platformlar ve bulut hizmetleri büyüdükçe, onları besleyen veri merkezlerinin de depolama ve işlem gücünü artırması bir zorunluluk. Pazardaki bu devasa talep, sabit disk teknolojilerinin önümüzdeki yıllarda da gelişmeye devam edeceğini gösteriyor. Ancak bu durum yeni telefonlar, akıllı cihazlar ve geleceğin bilgisayarları için ciddi bir depolama krizini de beraberinde getirebilir. Çünkü çip sektöründeki rekabet ve buna bağlı olarak fiyatlar sürekli bir tırmanış eğiliminde. En gelişmiş ve en büyük sürücüler her zaman olduğu gibi öncelikle ticari ve kurumsal müşterilere sunulacak. Genel talep arttıkça fiyatlar yükselse de tüketiciler için iyi bir haber var. Bugünün kurumsal düzeydeki premium teknolojileri, tıpkı Apple'ın 1981'deki 3 bin 500 dolarlık diski gibi yarının sıradan cihazlarının standart birer parçası haline gelecek.