Uzay ajansları, Dünya dışındaki gök cisimlerinde kalıcı üsler inşa etme hedefine doğru ilerlerken derin uzayın zorlu koşullarıyla mücadele etmeyi sürdürüyor. Ve şimdi NASA, gelecekteki uzay kolonilerinin kaderini doğrudan etkileyecek yeni bir enerji denemesine girişti.
Ohio'daki Cleveland Yakıt Hücresi Test Laboratuvarı bünyesinde yürütülen çalışmalar, Ay görevlerinin yapısını dönüştürmesi beklenen "rejeneratif yakıt hücresi" teknolojisine odaklanmış durumda. Sistem, şarj edilebilir bir batarya mantığıyla çalışıyor. Temel işleyiş ise elektrik üretmek adına hidrojen ve oksijeni birleştirmek, ardından bu bileşenleri tekrar ayrıştırmak üzerine kurulu. Bu yöntem, özellikle Ay yüzeyinde iki hafta boyunca süren zifiri karanlık gecelerde güneş enerjisinin devre dışı kalması problemine bir çözüm sunuyor. Karanlık yüzeyde yaşanan bu enerji krizi, uzay ajansını küçük nükleer reaktör arayışlarının yanında bu tarz alternatif depolama sistemlerinden de yararlanmaya yöneltti.
Söz konusu laboratuvar süreci, insanlığı yeniden Ay yüzeyine ulaştırmayı hedefleyen Artemis programının önemli bir parçasını oluşturuyor. Hatırlanacağı üzere uzay ajansı, Artemis II göreviyle dört astronotu Ay çevresinde dokuz günlük bir yolculuğa göndererek derin uzay projesinin ilk insanlı aşamasını tamamlamıştı. Takvimler 2027 yılını gösterdiğinde alçak Dünya yörüngesindeki ticari iniş araçlarını test etmeye hazırlanan NASA, 2028 yılında ise astronotlarını Ay topraklarına indirmeyi planlıyor. Glenn Araştırma Merkezi mühendisleri, geliştirilen yeni yakıt hücrelerinin Ay'daki yaşam alanları, gezgin robotlar ve tüm Artemis altyapısı için kritik bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor.
Otomobil boyutundaki dev donanım hafifliğiyle öne çıkıyor
Hazırlanan ünite, küçük bir sedan otomobil büyüklüğünde bir yapıya sahip. Tasarımın üzerinde 270 adet hassas sensör ile bine yakın mekanik parça var. Cihaz, sunduğu yüksek enerji kapasitesine karşın geleneksel lityum-iyon bataryalarla kıyaslandığında hafif bir yapı sergiliyor. Çalışma prensibi incelendiğinde sistemin hidrojen ve oksijeni birleştirip elektrik, ısı ve su açığa çıkardığı görülüyor.
Kendi kendini şarj etmek istediğinde ise ortaya çıkan su, harici bir güneş paneli vasıtasıyla yeniden oksijen ve hidrojene dönüştürülüyor. Böylece döngü kesintisiz olarak baştan başlıyor. Mevcut durumda yeniden şarj verimliliğinde bazı performans kayıpları gözlense de mühendisler, gazların güvenli depolanması hususundaki pürüzleri gidermek adına yoğun bir mesai harcıyor.
Üst üste dizilen gümüş ve altın renkli içecek kutularını andıran bu silindirik yapıyı test etmek için büyük bir hassasiyet gerekli. Laboratuvardaki denemeler esnasında cihaz küçük bir vinç yardımıyla kaldırılırken uzmanlar tüm süreci kontrol odasından uzaktan komutlarla takip ediyor. 2019 yılında başlayan ve Eylül 2027'de tamamlanması hedeflenen projede sonraki adım, laboratuvar ortamından çıkıp Ay yüzeyindeki zorlu simülasyon alanlarında gerçekçi testlere geçmek olacak. Sektördeki ortaklarla su elektrolizörleri üzerine ortak çalışmalar yürütülürken, diğer taraftan en az 500 saat kesintisiz çalışma ömrüne sahip ilk prototipler laboratuvarda test ediliyor.
Ay gecelerinde sıcaklığın eksi 180 dereceye kadar düşmesi, gündüzleri ise 120 dereceyi aşan kavurucu sıcaklıklar, standart bataryaların kimyasal yapısını bozarak onları kullanılmaz hale getiriyor. Üstelik sıradan bataryalar, uzun süreli üs görevlerini besleyecek enerji yoğunluğunu karşılayamadığı gibi devasa şarj istasyonlarına da gereksinim duyuyor. Rejeneratif yakıt hücreleri ise aynı ağırlıktaki bir bataryaya oranla tam 3,4 kat daha fazla enerji depolama kapasitesine sahip. Mevcut teknolojilerin hiçbiri tek başına iki haftalık Ay gecesini atlatmaya yetmezken, bu yeni programın tüm dengeleri değiştirmesi söz konusu olabilir.
2030 yılına kadar Ay'da ilk kalıcı koloniyi kurmayı hedefleyen NASA; 79 roket fırlatması, 5 farklı yaşam alanı ve 30 milyar dolarlık bütçeyle giriştiği bu projede, enerjisini büyük oranda bu yeni nesil bataryalardan sağlayacak.