Geçmişin izlerini süren arkeologlar, bazen toprak altından çıkan bir objeyle tüm bildiklerimizi sorgulatacak hikayelere ulaşabiliyor. Macaristan'ın Nyarlorinc köyündeki eski bir mezarlıkta 2005 yılında gerçekleştirilen kazılar, tıp literatürüne girecek kadar ilginç bir vakayı gün yüzüne çıkardı.
Toprak altından çıkarılan küçük bir çömleğin kapağı açıldığında, araştırmacılar yeşil renge bürünmüş, ancak dokuları bozulmamış minicik bir bebek eliyle karşılaştı. İşin en şaşırtıcı kısmı ise bu küçük elin içinde bir bakır sikkenin sıkıca duruyor olmasıydı.
Aynı alandaki tüm bedenler doğal yollarla tamamen çürüyüp kemiğe dönüşmesine rağmen, bu bebek elinin ve bazı dokularının mumyalaşmış halde kalması büyük bir gizeme neden oldu. İncelemeler sonucunda, 19. yüzyılın ortalarına ait olduğu anlaşılan bu elin, aslında mezarlık resmen kapandıktan 150 yıl sonra gizlice oraya yerleştirildiği anlaşıldı. Henüz yedi aylıkken hayatını kaybeden bebeğin bu sıra dışı hali, bilim insanlarını uzun bir araştırma sürecine itti.
Bakırın koruyucu kalkanı ve kimyasal analizler
Dokular üzerinde yapılan detaylı kimyasal testler, bu mumyalama olayının tamamen "kazara" ama bir o kadar da etkili bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyor: Bebeğin vücudundaki bakır oranının, normal örneklerden tam 497 kat daha fazla olduğu tespit edildi. Bakırın sahip olduğu antimikrobiyal özellikler, parmaklar arasındaki sikkeyle temas eden bölgelerdeki mikroorganizmaları öldürerek çürümeyi engelledi. Böylece bebek, dünya tarihine bakırın etkisiyle doğal yollardan mumyalanmış ilk örnek olarak geçti.
Bilim insanları bu gizemli defin işleminin kökenlerini araştırırken, dönemin dini inanışlarına ve yerel geleneklerine odaklandı. O yıllarda vaftiz edilmeden ölen bebeklerin kutsal topraklara gömülmesine izin verilmiyordu ve aileler çocuklarının ruhu için endişe duyuyordu. Tahminlere göre kederli aile, bebeğin öteki dünyaya geçişini kolaylaştırmak ya da "giriş ücretini ödemek" amacıyla ele bu sikkeyi yerleştirip onu gizlice mezarlığa bıraktı. Bu keşif, sadece biyolojik bir mucizeyi değil, aynı zamanda o dönemdeki toplumsal korkuları ve inanç sistemlerini de günümüze taşıyor.