Güneş panellerin denizin dibinde de çalışır mı?

Çin'de geliştirilen perovskit güneş hücreleri, Güney Çin Denizi'nde 10 metre derinlikte elektrik üretmeyi başardı. Sistem, topladığı enerjiyle lityum iyon pilleri yaklaşık iki saat içinde şarj edecek performansa ulaştı.

Güneş panellerin denizin dibinde de çalışır mı?

Güneş enerjisi yalnızca karada ya da su yüzeyinde değil, denizin metrelerce altında da kullanılabilir hale geliyor. Çin'deki Yunnan Üniversitesi araştırmacılarının geliştirdiği yeni güneş hücreleri, Güney Çin Denizi'nde 10 metre derinlikte elektrik üreterek lityum iyon pilleri yaklaşık iki saat içinde şarj etmeye yetecek performans gösterdi.

Joule dergisinde yayımlanan çalışmada kullanılan hücreler, kurşun halür perovskit temelli bir yapıya sahip. Araştırmacılar performansı artırmak için bu malzemeye poliheksametilen guanidin hidroklorür adlı bir polimer ekledi.

Sualtı testleri, panellerin farklı derinliklerde ne kadar enerji üretebildiğini de ortaya koydu. Sistem 2 metre derinlikte 1.416 milivat-saat elektrik üretirken, 6 metrede bu değer 752 milivat-saate düştü. 10 metre derinlikte ise 324 milivat-saat enerji elde edildi. Laboratuvar çalışmalarında güç dönüşüm verimliliği yüzde 35'e yaklaşırken, hücrelerin su altında yaklaşık beş buçuk yıl boyunca çalışabileceği belirlendi.

Elde edilen sonuçlar, güneş hücrelerinin yalnızca kısa süreli deneylerde değil, uzun süreli sualtı görevlerinde de kullanılabileceğine işaret ediyor.

Sensör ve kameralar için sürekli enerji kaynağı olabilir

Teknolojinin hedeflendiği alanların başında su altında sabit konumda çalışan sensörler, kameralar ve haberleşme sistemleri geliyor. Bu tür cihazlar bugün enerji ihtiyacı nedeniyle düzenli bakım veya pil değişimi gerektirebiliyor.

Sualtı güneş panelleri ise uygun koşullarda bu sistemlere doğrudan enerji sağlayarak insan müdahalesine duyulan ihtiyacı azaltabilir. Bununla birlikte çözülmesi gereken sorunlar da yok değil. Güneş ışığının ulaştığı yüzeylerde zaman içinde bitki ve diğer canlıların oluşması, panellerin üzerini kaplayarak ışık geçirgenliğini azaltabiliyor. Biyolojik kirlenme olarak bilinen bu durum, sistemin uzun vadeli performansı açısından önemli bir engel.

Araştırmacılar buna rağmen çalışmanın, perovskit tabanlı fotovoltaik sistemlerin sualtında kullanılması açısından önemli bir aşamaya ulaştığını değerlendiriyor.