İnsan gözünün ötesi: Bilim insanları dünyayı hayvanların gözünden kaydetti

Bizim göremediğimiz renkler, onların hayatta kalma şifresi... PLOS Biology dergisinde yayınlanan yeni çalışma, hayvanların dünyayı nasıl gördüğünü gerçeğe en yakın dinamik görüntülerle sinema ve bilim dünyasına sunuyor.

İnsan gözünün ötesi: Bilim insanları dünyayı hayvanların gözünden kaydetti

Doğada hayatta kalma mücadelesi, büyük oranda çevreyi doğru algılama ve diğer canlılarla iletişim kurma yeteneğine dayanıyor. Pasifik taşemeri veya yıldız burunlu köstebek gibi bazı canlılar Dünya’yı hiç görmeden yollarını bulsa da, yeryüzündeki organizmaların ezici bir çoğunluğu ışık ve renkler sayesinde birbiriyle anlaşıyor.

Canlılar; göz kamaştırıcı kur yapma gösterilerini, kusursuz kamuflaj yeteneklerini ve sürü halindeki organize saldırı stratejilerini tamamen renkli görme yeteneklerine borçlu. Bilim dünyasının son araştırmaları ise hayvanların, kendi biyolojik yapılarına göre şekillenen son derece özel ve benzersiz birer görsel dile sahip olduğunu gösterdi.

İnsan olarak bizim "görünür ışık" şeklinde tanımladığımız kavram, aslında elektromanyetik spektrumun küçücük bir diliminden oluşuyor. Çevremizde algıladığımız tüm manzaraları ve renk tonlarını, gözlerimizde yer alan çubuk ve koni adı verilen alıcı hücreler belirliyor. Ancak hayvanlar aleminde bu hücrelerin dağılımı çok büyük farklılıklara sahip. Örneğin peygamber devesi karidesi insandan katbekat daha fazla renk alıcısına sahipken, sadık dostlarımız köpeklerde bu sayı çok daha düşük seviyede. Sonuç olarak her tür, içinde yaşadığımız Dünya’yı kelimenin tam anlamıyla bambaşka renklerle ve formlarla deneyimliyor.

Üstelik bu durum sadece renk tonlarıyla da sınırlı değil; ren geyikleri veya sıçrayan örümcekler gibi pek çok canlı, insan gözünün asla seçemediği ultraviyole (UV) ışınlarını bile rahatça görebiliyor. Bilim dünyasının saygın yayınlarından PLOS Biology dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, tamamen farklı görme sistemlerine sahip bu canlıların Dünya’yı tam olarak nasıl algıladığını ilk kez hareketli görüntülerle ortaya koydu.

Hayvanların gözünden akıllı telefon kameralarına uzanan teknoloji

Bilim insanları aslında uzun zamandır çoklu spektral fotoğrafçılık teknikleri sayesinde hayvanların görüş açısını taklit etmeye çalışıyordu. Fakat bu eski yöntem, sadece hareketsiz fotoğraflarda ve çok özel laboratuvar ışıkları altında sonuç veriyordu. George Mason ve Sussex üniversitelerinden biyolog, bilgisayar tasarımcısı ve istatistikçilerin bir araya gelerek kurduğu çok uluslu bir araştırma ekibi, bu sınırları tamamen ortadan kaldıran devrimsel bir yazılım geliştirdi. Yeni sistem; özel üretim pahalı donanımlara ihtiyaç duymadan; ortamdaki ışık yansımalarını, nesnelerin hareketlerini ve hayvanların göz yapısındaki hassasiyetleri hesaplayarak Dünya’yı bir hayvanın gözünden akan bir video gibi kaydediyor.

Elde edilen sonuçlar ne kadar ileri teknoloji ürünü olsa da, bu sistemi kurmak için aslında piyasada rahatça bulunabilen standart Sony a6400 kameralar, eski model bir Nikkor lens ve üç boyutlu yazıcıyla üretilmiş özel bir gövde kullanıldı. Düzeneğin kalbinde yer alan özel bir ışık bölücü ayna, lensten giren ışığın içindeki ultraviyole dalgalarını görünür ışıktan ayırarak iki farklı kameraya gönderiyor.

Kameralardan biri sadece morötesi ışınları kaydederken, diğeri ise insanların gördüğü mavi, yeşil ve kırmızı renk kanallarını yakalıyor. Elde edilen tüm bu video verileri, bilgisayar yazılımı sayesinde incelenmek istenen hayvanın göz hassasiyetiyle çarpıştırılıyor ve ortaya o canlının Dünya’yı anlık olarak nasıl gördüğünü gösteren birebir videolar çıkıyor.

Doğayı bir başka canlının gözünden izleyebilmek, çevre temizliğinden av-avcı ilişkilerine kadar şimdiye dek gözden kaçırdığımız pek çok ekolojik detayı anlamamızı kolaylaştırıyor. Bu yeni teknoloji, sadece akademik araştırmalarda değil, sinema sektörü ve doğa belgesellerinde de yepyeni bir çığır açma potansiyeline sahip. Belgesel yönetmenleri artık bir aslanın, kuşun ya da böceğin bakış açısını yapay efektlerle tahmin etmek yerine, izleyicilere tamamen gerçeğe uygun, bilimsel olarak kanıtlanmış bir görsel deneyim sunma şansı bulabilir. Dünya’yı algılama biçimimiz, bu teknoloji sayesinde insan merkezli olmaktan çıkarak tüm doğayı kapsayan kolektif bir vizyona dönüşüyor.