Jüpiter’in 360 yıllık sırrını yeni nesil simülasyonlar çözdü

Bilim dünyası Jüpiter’in sanılandan çok daha yavaş bir iç dolaşıma sahip olduğunu keşfetti. Haftalar süren gaz hareketleri ve beklenmedik oksijen oranı, dev gezegenin buzun bol olduğu uzak bölgelerden topladığı malzemelerle nasıl devleştiğini ilk kez kanıtlıyor.

Jüpiter’in 360 yıllık sırrını yeni nesil simülasyonlar çözdü

Jüpiter’in bitmek bilmeyen fırtınaları ve uçsuz bucaksız bulut katmanlarının çok derinlerinde, aslında tüm Güneş sisteminin nasıl var olduğuna dair en kritik ipuçlarından biri saklanıyor. Bilim insanları uzun yıllardır dev gezegenin kimyasal yapısını, özellikle de içindeki oksijen miktarını çözmeye çalışıyor.

Chicago Üniversitesi ve NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı'ndan araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışma, nihayet bu gizemin üzerindeki perdeyi biraz daha araladı. Gelişmiş bilgisayar simülasyonları kullanan ekip, Jüpiter’in güneşten yaklaşık bir buçuk kat daha fazla oksijene sahip olduğunu ortaya koydu. Bu veri sadece dev bir gezegenin iç yapısını değil, sistemimizin ilk oluşum yıllarına dair bildiğimiz hikayeyi de kökten değiştiriyor.

Ne yazık ki Jüpiter’in atmosferini ölçmek ilk olarak görünenden çok daha zorlu bir çaba gerektiriyor. 360 yılı aşkın süredir gözlemlediğimiz devasa Büyük Kırmızı Leke ve karmaşık bulut yapıları, gezegenin asıl sırlarını derinlerde gizliyor. Oksijenin büyük bir kısmı derinlerde suyun içine hapsolmuş durumda ve bu bölgeler, yörüngedeki uyduların veya sadece üst katmanları inceleyen uzay araçlarının ulaşamayacağı kadar uzakta kalıyor. Araştırmacılar bu engeli aşmak için gezegenin iç atmosferine dair şimdiye kadarki en detaylı simülasyonu geliştirdi. Bu modelin en büyük farkı, atmosfer kimyasını ve gaz hareketlerini ilk kez bir arada, tek bir bütün olarak ele alması.

Buz çizgisinin ötesindeki kökenler

Eski çalışmalar kimyasal tepkimeleri ve atmosferik hareketleri birbirinden ayrı değerlendirdiği için ortaya çok farklı ve tutarsız sonuçlar çıkıyordu. Yeni analiz ise su buharı ve bulutların, gezegenin sıcak iç katmanlarından soğuk üst seviyelerine doğru nasıl yavaşça dolaştığını takip ediyor. Elde edilen bulgular, Jüpiter’in oluşum döneminde “kar çizgisi” denilen, buzun bol bulunduğu uzak ve soğuk bölgelerden malzeme topladığını kanıtlıyor. Güneş’in sıcaklığından bu kadar uzakta oluşması, gezegenin yapısına donmuş su içindeki oksijeni çok daha rahat katmasına imkan tanıdı.

Ayrıca bu yeni simülasyonlar, Jüpiter’in derinlerindeki gaz dolaşımının sanılandan çok daha yavaş ilerlediğini gösteriyor. Katmanlar arası geçişin saatler değil, haftalar sürdüğü anlaşıldı. Bu yavaş ama istikrarlı hareket, gezegenin içindeki ısının, fırtınaların ve kimyanın birbirini nasıl etkilediğini anlamamız için yeni bir kapı aralıyor.

Gezegenler aslında oluştukları ortamın kimyasal parmak izlerini koruyan birer zaman kapsülü gibidir. Jüpiter’in bu gizli reçetesini çözmek, sadece kendi sistemimizi değil, başka yıldızların etrafında yaşanabilir dünyalar ararken nelere dikkat etmemiz gerektiğini de bize açıkça söylüyor.