Yunanistan’ın Selanik şehri yakınlarında, sessiz bir kireçtaşı mağarasının derinliklerinde bulunan bir kafatası, arkeoloji dünyasının en büyük bulmacalarından biri olmaya devam ediyor. 1960’lı yıllarda gün yüzüne çıkarılan "Petralona Adamı", mağara duvarına gömülü haldeki ürpertici görüntüsüyle sanki binlerce yıl öncesinden bize bir mesaj fısıldıyor. Ancak bu antik kalıntı, ne modern insana (Homo sapiens) ne de Neandertallere tam olarak benziyor; bu da onun insanlık aile ağacındaki yerini belirlemeyi oldukça güçleştiriyor.
Binlerce yıl boyunca mağara tavanından süzülen mineral zengini sular, kafatasının üzerine damlayarak onu koyu kahverengi bir kalsit tabakasıyla kapladı. Zamanla kemik, çevresindeki kayayla adeta bütünleşti ve duvardan dışarı fırlamaya çalışan hapsolmuş bir ruh silüeti yarattı. Bu yoğun kireçlenme süreci o kadar güçlüydü ki, muhtemelen alt çene kemiği tamamen bu tabakanın içinde kalarak kayboldu. İlk keşfedildiğinde bilim insanları bu kalıntının bir Homo erectus veya Neandertal türüne ait olduğunu düşündü. Hatta bazı iddialar, keşfin bölgesel önemi nedeniyle modern insanın erken bir temsilcisi olabileceğini bile öne sürdü. Fakat derinlemesine incelemeler, kafatasının bu bilinen türlerin karakteristik özelliklerini taşımadığını gösterdi.
Afrika ve Avrupa arasındaki kayıp bağ
Petralona kafatasının en ilgi çekici yönlerinden biri, ondan binlerce kilometre uzakta, Güney Afrika'daki Zambiya’da bulunan 300 bin yıllık başka bir kalıntıyla olan inanılmaz benzerliği. Birçok araştırmacı, her iki örneği de Neandertallerin ve modern insanların ortak atası olduğu düşünülen Homo heidelbergensis türü altında sınıflandırıyor. Ancak "Petralona Adamı"nın kimliğini belirlemedeki en büyük engel, kronolojik belirsizlik. Kafatası, tarihlendirmesi kolay olan tortul tabakalar yerine mineral katmanları arasında bulunduğu için, yaşına dair tahminler 170 bin ile 700 bin yıl arasında gidip geldi.
2025 yılında gerçekleştirilen yeni bir çalışma ise, bu belirsizliği ortadan kaldıracak önemli bir bilimsel atılıma imza attı. Kafatasının üzerini örten kalsit tabakasına uygulanan uranyum serisi tarihlendirme yöntemi, kalıntının en az 286 bin yaşında olduğunu ortaya koydu. Bu tarih, Avrupa ve Afrika’daki insan topluluklarının Orta Pleistosen döneminde birbirleriyle sanılandan çok daha yakın ilişkiler içinde olduğunu kanıtlıyor. Londra Doğa Tarihi Müzesi'nden Profesör Chris Stringer, bu iki coğrafyadaki örneklerin hem fiziksel yapı hem de zamanlama açısından birbirine çok yakın olduğunu belirterek, bir zamanlar geniş bir bölgeye yayılan ortak bir soydan geldiklerini savunuyor.
Yine de insan evriminin o karmaşık labirentinde taşlar hiçbir zaman tamamen yerine oturmuyor. Eğer kafatası kalsit tabakasıyla kaplanmadan önce uzun süre mağarada açıkta beklediyse, gerçek yaşının bu tahminlerden çok daha eski olması da ihtimal dahilinde.