İnsanlık tarihinin en değerli arşivlerini binlerce yıl boyunca bozulmadan saklama fikri artık bir bilim kurgu senaryosu olmaktan çıkıyor. ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Atlas Data Storage, geleneksel manyetik bantlardan tam 1000 kat daha fazla veri depolayabilen sentetik DNA tabanlı yeni sistemini tanıttı.
Atlas Eon 100 adı verilen bu teknoloji, aile fotoğraflarından bilimsel verilere, kültürel miraslardan dijital sanat eserlerine kadar “yeri doldurulamaz” her türlü dijital içeriği toz haline getirilmiş DNA sarmallarında muhafaza ediyor. Şirket, bu yöntemin modern veri depolama krizine karşı nihai çözüm olduğunu savunuyor.
Sistemin çalışma mantığı aslında oldukça basit bir çeviri işlemine dayanıyor. Dijital dünyadaki tüm veriler 1 ve 0’lardan oluşurken, DNA da dört temel kimyasal bazın (A, C, G ve T) diziliminden meydana geliyor. Bilgisayar kodları bu bazlarla eşleşiyor ve ortaya çıkan yapay DNA dizilimleri sentezlenerek küçük çelik kapsüllere yerleştiriliyor. Sadece bir litrelik bir DNA çözeltisinin içine tam 60 petabayt veri sığabiliyor. Bu da yaklaşık 10 milyar şarkı veya 12 milyon yüksek çözünürlüklü film anlamına geliyor. Bu kadar veriyi geleneksel yöntemlerle saklamak isteseydik, dünyanın çevresini yarıdan fazla saracak uzunlukta manyetik bant kullanmamız gerekirdi.
Manyetik bantlar ve diskler tarih mi oluyor?
DNA depolamanın en büyük avantajı, zamana karşı gösterdiği inanılmaz direnç olarak öne çıkıyor. Bugün kullandığımız CD ve DVD’ler ortalama 30 yıl, hard diskler ise sadece 6-7 yıl içinde bozulma belirtileri gösteriyor. Manyetik bantlar bile nem ve sıcaklık kontrollü ortamlarda en fazla on yıl dayanabiliyor. Oysa DNA, uygun koşullarda binlerce yıl yapısını koruyor. Atlas'ın geliştirdiği 1,8 santimetrelik çelik kapsüller, yüksek sıcaklıklara ve ofis ortamındaki yıpranmalara karşı olağanüstü bir güvenilirlik sunuyor. Ayrıca bir veriyi yedeklemek istediğinizde, biyolojik enzimler kullanarak birkaç saat içinde milyarlarca kopya üretilebiliyor.
Ancak bu devrimsel teknolojinin önünde henüz aşılması gereken ciddi engeller var. Bir fotoğrafı hard diske kaydetmek saniyeler sürerken, veriyi sentetik DNA’ya dönüştürmek günler alabiliyor. Ayrıca bu veriyi geri okumak, yani dizilemek hem çok maliyetli hem de oldukça yavaş bir süreç gerektiriyor. Bilim dünyasından bazı uzmanlar, teknik olarak etkileyici olsa da, DNA depolamanın henüz ekonomik olarak makul bir noktada olmadığını savunuyor. Veriyi yazma maliyetleri rekabetçi bir seviyeye inmediği sürece, bu teknolojinin geniş kitlelere ulaşması zor görünüyor. Yine de Atlas, teknolojinin Moore Yasası’ndan bile daha hızlı geliştiğini ve DNA depolamanın önümüzdeki birkaç yıl içinde arşivcilikte yeni standart haline geleceğini iddia ediyor.