Milyonlarca yıl boyunca hiçbir insan gözünün görmediği bir yerde, okyanus tabanı sessizce bir mezarlığa dönüşmüş durumda. Hint Okyanusu'nun güneydoğusunda, su yüzeyinin 4 bin ile 7 bin metre altında uzanan bu alan, artık bilim tarihinin en büyük paleontolojik keşiflerinden birinin adresi.
Çin Bilimler Akademisi'nin "Fendouzhe" adlı derin deniz denizaltısıyla yürüttüğü araştırma, Diamantina Bölgesi'nde yaklaşık 0,64 kilometrekarelik bir sahada 476 balina fosili ve yakın zamanda ölmüş 5 devasa leş ortaya çıkardı. Uzmanların hesaplamalarına göre bölgenin her kilometrekaresinde ortalama 750 fosil yatıyor. Nature dergisinde yayınlanan bulgular, "Diamantina Bölgesi Nekropolü" olarak adlandırılan bu alanı dünyanın en yoğun balina kalıntısı birikimi olarak tarihe geçirdi. Kemikler üzerinde yapılan stronsiyum izotop analizleri en eski kalıntıların yaklaşık 5,3 milyon yıl öncesine, Erken Pliyosen dönemine ait olduğunu gösteriyor.
Karanlıkta açılan vahalar
Güneş ışığı ve oksijenden yoksun bu derinliklerde yaşam, beklenmedik biçimde filizleniyor. Balinaların kemiklerindeki yağları parçalayan bakteriler hidrojen sülfür üretiyor; bu kimyasal enerji, leşlerin etrafında metrekareye 2 bin 840 canlıya ulaşan kolonilerin oluşmasını sağlıyor. Denizanası, yılan yıldızları, kemik yiyen Osedax kurtları ve çift kabuklu yumuşakçalardan oluşan bu toplulukların neredeyse tamamı bilim dünyası için yeni türler. Araştırmacılar bu ekosistemin yapısını, ıssız bir çölde ardı ardına açılan küçük restoran zincirlerine benzetiyor. 6 bin 700 metredeki bu yaşam alanı ayrıca dünyanın en derin balina leşi ekosistemi unvanını da taşıyor.
Peki bu bölge nasıl bu denli kalabalık bir mezarlığa dönüştü? Bölgedeki yoğun mürekkep balığı popülasyonu, gagalı balinalar için güçlü bir çekim noktası oluşturuyor. Avın peşinden maksimum dalış sınırının altına inen bazı balinaların vurgun yiyerek öldüğü tahmin ediliyor. "V" biçimindeki sualtı vadileri ise okyanus genelinde dibe çöken gövdeleri tek noktada topluyor. Üstüne üstlük bölgedeki tortu birikimi bin yılda yalnızca birkaç milimetre; bu yüzden kemikler gömülmüyor, açık havada sergilenen bir müze gibi asırlarca yerli yerinde kalıyor.