Resident Evil Village İncelemesi

Cesaretinizi toplayın, köye gidiyoruz! İşte Resident Evil Village incelemesi!

  • Ercan Uğurlu
Resident Evil Village İnceleme

Oyun dünyasının çeyrek asırlık çınarı Resident Evil serisinde bugüne kadar farklı konseptler denendiğini gördük ve bunların her biri de çalıştı. Her oyunuyla fanlarından tam not alan seri, 2017 yılına geldiğimizde ise Biohazard ile yeni bir cephe açmış ve yeni oynanış şekli, serinin köklerindeki "Survival Horror" türünü daha fazla pekiştirmeyi başarmıştı. Sürekli gergin bir atmosfer, atmaktan çekineceğiniz adımlar ve bolca kan derken, bu bölümde yepyeni bir aile ile tanışmıştık: Baker Ailesi ile. Yeni oyun da Biohazard'ın izinden yola devam ediyor. Biohazard'da eşini bir şekilde Baker Ailesi'nden kurtarmayı başaran Ethan'ın çilesi de öyle.

Resident Evil: Village, aslında Ethan için güzel başlıyor. Dulvey - Louisiana'daki Baker Çiftliği'nden kurtulmalarının 3 yıl sonrasını konu alan Village'ta, Mia ile Ethan'ın evine konuk oluyor ve bebekleri Rose ile tanışıyoruz. Bu mutlu günler ise kapıda Chris Redfield'ın belirmesiyle bir çırpıda sona eriyor.

Ethan, gözlerini karlı bir ormanda kaza yapmış bir aracın yanında açıyor ve Rose'u bulmak için olan hikayesi de böylece başlıyor. Bu arada eğer Biohazard'ı oynamadıysanız endişelenmenize gerek yok. Oyunun içinde Biohazard'ın minik bir özet videosu yer alıyor. Böylece hikayeyi kaçırmıyorsunuz.

Resident Evil: Village, bir bakıma Resident Evil 4'le de benzerlik gösteriyor. Leon'un kendini İspanyol köyünde bulması gibi Ethan da Village'ta onunla benzer bir kaderi paylaşırken, bu defa ise sahneyi alıştığımız zombiler değil, Lycanlar açıyor. Lycanlar gerçekten korkutucu yaratıklar olsalar da, tek korkmamız gerekenler değil. Romanya'nın soğuk ve puslu ikliminde yolumuz "güzel" Lady Dimitrescu ve kızları ile kesişecek, Donna Beneviento ile korku dolu anlar yaşayacak, Salvatore Moreau ile midemiz ağzımıza gelecek, Heisenberg karşısında ne yapacağımızı şaşıracak ve köyün "anası" Mother Miranda ile yüzleşeceğiz.

Resident Evil: Village, karakter bakımından zengin olsa da, ne yazık ki karakter derinliği bakımından bir önceki oyun olan Biohazard'ın yarattığı etkiyi sağlayamıyor. Bu oyunun en üzücü yanlarından biri olurken, korku teması gerçekten had safhada işlenmiş. Özellikle oyunun ilk 5 – 6 saatinin stres seviyesi epey yüksek; attığınız hemen her adımda yüreğiniz ağzınıza geliyor. Bunda kuşkusuz PlayStation 5'in 3D Tempest ses teknolojisinin de önemli katkısı var. Hele bir de oyunu bizim gibi Pulse 3D Wireless kulaklıkla oynarsanız, gerçekten de bazı sahnelerde çığlık atmanız kuvvetle muhtemel. Özellikle oyunun Donna Beneviento bölümünde.

Elbette her Resident Evil oyununda olduğu gibi Village'ta da çözmemiz gereken bulmacalar var, ancak bunlar oldukça sığ, zorluk seviyesi düşük bulmacalar diyebiliriz. Bu konuda biraz kolaya kaçmış gibi Capcom.

Öte yandan seriden alıştığımız gibi mühimmat sıkıntısı yaşıyoruz, ancak açıkçası bu sıkıntı, önceki oyunlardan çok daha az ya da biz artık serinin tüm oyunlarını oynadığımız için bu konuda bir hayli temkinliyiz. Zira oyun süresince hiç cephanesiz kalmadık ve yeri geldiğinde ise leblebi gibi mermi yaktık.

Elbette bunun bir anahtarı, düşmanların zayıf yönlerini ve hangi silahtan daha fazla zarar gördüklerini kestirmenizde yatıyor. Bir diğer anahtar ise çevreyi iyi dolaşmanızda, etraftaki mermileri, sağlıkları ve değerli eşyaları bulmanızda. Böylece mühimmat sıkıntısını sorunsuzca aşabiliyorsunuz. Öte yandan bulduğunuz değerli eşyaları "minik dev" Duke'a satarak ondan da cephane ve diğer araç gereçleri sağlayabiliyorsunuz. Ancak unutmayın ki Duke'ün elindekilerin de bir sınırı var. Bu noktada craft sistemi devreye giriyor. Çevreden bulduklarınızla kendiniz de cephane geliştirebiliyorsunuz. Ha, bu arada küçük bir tüyo: Çevredeki hayvanlara dikkat. Onları öldürdükten sonra hemen Duke'a satmayın, tamam mı? Zamanı gelecek...

Resident Evil: Village, korku ve aksiyon dengesini hemen hemen iyi şekilde oturtmayı başarmış olsa da, oyunun ilerleyen saatlerinde yerini daha fazla aksiyona bırakıyor. Bu durum, özellikle oyunun ilk 5 - 6 saatinin durağan korku temasından keyif alanları üzebilir, zira bir süre sonra gerçekten de takır takır mermi saydırmaya başlıyorsunuz. Öte yandan silah mekaniklerinin iyi kotarılmış olmasıyla keyifli de gelmiyor değil. Özellikle Dualsense'in uyarlanabilir tetik tuşlarının her silaha farklı tepki göstermesi de bu keyfi katlıyor. Bu arada kulaklıkla oynamazsanız, silah geçiş seslerini de Dualsense'ten duyabiliyorsunuz.

Oyun, görsellik anlamında da fazlasıyla başarılı. Dimitrescu Kalesi olsun, iç mekan ve dış mekanlar gerçekten oldukça detaylı şekilde işlenmiş ve puslu orta çağ Romanya havasını iyi şekilde yakalamanıza müsaade ediyor. Oyunun total süresi 11 – 12 saat olsa da, çevredeki detayları inceleyerek bu süreyi sıkılmadan uzatabiliyorsunuz. Buna ses efektleri ve müzikleri de eşlik edince, ortaya güçlü bir atmosfer çıkıyor. Elbette grafik tarafında RTX desteğinin de rolü var. Ayrıca PlayStation 5'in bahsedilen ışık hızındaki yükleme sürelerinin karşılığını da bu oyunda bir hayli aldık. Oyunun yükleme süresi neredeyse yok.

Sonuç

Sonuç olarak Resident Evil: Village, keyifli bir yapım olmuş ve sonuna kadar sizi karşısında tutuyor. Ancak yine de oyunun ilk bölümünden daha fazla keyif aldığımızın altını çizmemiz gerekiyor. Atmosferin çok başarılı şekilde aktarıldığı oyunun silah mekanikleri ve görsel tarafıyla göz doldurduğunu görürken, karakter derinliği ise Biohazard'ın ötesine geçemiyor ve bulmacalardaki sığlık da daha çok lite bir Resident Evil oyunu oynuyormuş hissi getiriyor doğrusu. Fakat bu, oyun boyunca diken üstünde oturmadığınız anlamına gelmiyor pek tabii.

CHIP Online Notu %80

KÜNYE

Okuyucu Yorumları

İlk yorum yapan siz olun
Sen de yorum yaz