Yeşilçam'ın ünlü sahneleri o günkü teknoloji ile nasıl çekildi? İlginç detaylar

Türk sinemasının bir dönemine damga vuran, Yeşilçam sevenlerin asla unutmadığı kült sahneler var... Peki, o sahneler dönemin teknolojik yetersizlikleri içinde bu sahneler nasıl çekildi? Bazılarına bakalım...

Yeşilçam'ın ünlü sahneleri o günkü teknoloji ile nasıl çekildi? İlginç detaylar

'Tarkan' deyince hemen hemen herkesin aklına unutulmaz ahtapot sahnesi gelir. Sezgin Burak'ın 1966 yılında hayata geçirdiği çizgi roman serisi Tarkan'dan uyarlanan Tarkan: Viking Kanı filmine damga vuran Ahtapot sahnesinin çekim hikayesi oldukça ilginç.

MEŞHUR AHTAPOT SAHNESİ NASIL ÇEKİLDİ?

Film ekibini çok zorlayan sahnenin perde gerisi şöyle: 1971 yapımı filmde normalde çizgi romanda olduğu gibi Ejderya kullanılması gerekir. Ancak teknik yetersizlikler nedeniyle Ejderha Ahtapota döner.

Ertem Eğilmez'in prodüksiyon ekibi söz konusu ahtapotu İstanbul Bayrampaşa'daki bir plastik fabrikasında yaptırır. Kollarına spiraller takılır ve ahtapot çekimin yapılacağı Bodrum kalesine götürülür. Dev ahtapotun kollarının hareket ettirilmesi için dalgıçlarla anlaşma yapılır. Filmde de zaten ahtapotun kollarını hareket ettiren dalgıçlardır. Tarkan'ın su yüzeyinde olduğu sahnelerde nispeten sorun yaşanmaz.

Esas sorun su altı çekimlerinde ortaya çıkar. Boğuşma sahnelerinin yaşandığı çekimlerin adresi İzmir Efes Oteli'nin su altı barı.

Su altı kamerası olmadığı için çekimler su altında bardan gerçekleştirilir. Hatta ahtapot ile boğuşma sahnesinde arka planda çekimin yapıldığı havuzun duvarları görünür.

ÇİZME YERİNE BOYA

Yeşilçam'ın dev adamı Yadigar Ejder yine Türk sinemasının çok aşina olduğu isimlerden... Ayakları 52 numara olduğu için o dönem ayakkabı bulmak kolay olmaz. Hatta bazı filmlerde çizme giymesi gerektiğinde bilekleri çizme gibi boyanmış.

ÇAKIL TAŞINDA ZIPLAYARAK AT SESİ

2010 yılında yaşamını yitiren Yönetmen-Efektör Nuri Ergün, Yeşilçam'da efektlerin nasıl yapıldığını anlattığı videoda, "O zaman stüdyolarda miksaj tekniği yoktu, çok zordu iş" diyor. İçinde çakıl taşı olan bir kutunun üzerinde zıplayan Ergün, "Ayak sesleri, koşma, at sesleri hep bu kutunun üzerinde zıplayarak yapılırdı" diyordu.

Efektör Sudi Yılmaz ise eski bir videosunda "Tokat sesini elimize vurarak, yumruk sesini gazeteye vurarak yapardık, tekme atıyorsa kalçaya, ya da mideye vuruyorsa midemize vurarak ses çıkartırdık" diyor.

CÜNEYT ARKIN'IN ELİNİN KOPTUĞU SAHNE

Malkoçoğlu, Battal Gazi gibi dönemi içinde çekimleri çok zor olan filmlere imza atan Cüneyt Arkın'ın elinin koptuğunu biliyor musunuz?

Malkoçoğlu filminde çok ağır bir kaza geçiren Cüneyt Arkın'ın elini diken isim Tıp Fakültesi'nden hocası Halit Ziya Konuralp. Cüneyt Arkın yaşadığı olayı şöyle anlatmıştı: "Malkoçoğlu filmini çekiyoruz. Benim bir sahnede saraya atla birlikte girmem gerekiyor. Camdan gireceğim. Ama cam yerine şeker kullanılıyor. Atla girince patlasın cam diye... Atla biraz fazla hızlandım; zemin de mermer, at kaydı ve düştü. Tabii ben gayet kontrolsüz vaziyette girdim camdan ve sağ elim bileğimden koptu. El resmen camda asılı duruyor, bileğimden kan fışkırıyor. Settekiler baygınlık geçirdi. Hemen Hayat Hastanesi'ne doğru yola çıktık. O vaziyette bile hocamı aramak geldi aklıma. Geldi hastaneye ve olaya el koydu. Ameliyat kaç saat sürdü hatırlamıyorum. Ama elimi mükemmel bir şekilde yerine dikmişti ameliyatın sonunda. Cüneyt Arkın bir röportajında bu kazadan sonra filmlerde elini kullanamadığı için atın dizginlerini dişine alıp, kılıç kalkanı da diğer koluyla tutmaya çalıştığını anlatır.

"NAYIR, NOLAMAZ" NASIL ORTAYA ÇIKTI

Eski Türk filmlerini sevenler için 'Nayır, olamaz' ifadesi de oldukça tanıdık. Peki, 'h' yerine dublajda ortaya çıkan 'n'lerin nedeni ne?

Cüneyt Arkın'a eski filmlerinde sesini veren Abdurrahman Palay, uzun yıllar önce verdiği bir röportajda "Eski Türk filmlerindeki 'Nayır, olamaz' ifadesinin nasıl ortaya çıktığını şöyle anlatmış: "Bazı teknik imkansızlıklardan kaynaklanıyor. Ses mühendisi radyoyu bozarak o radyodan ses cihazı yapıyor, kaydı oradan banda alıyor. Bazı kelimelerin sonu yutuluyor. Makine tam kayıt yapmıyordu"

Bir başka iddia ise Palay'ın dublaj yaparken dirseğini senaryo metninin yer aldığı masaya dayadığı, elini de çenesinin altına koyduğu için 'hayır'ların 'nayır' şeklinde çıktığı yönünde...

DRAKULA İSTANBUL'DA

Türk sinemasının ikinci korku filmi, 1953 yapımı Drakula İstanbul'un çekimlerinde duman ekibi için set çalışanların aynı anda sigara içmiş...

Okuyucu Yorumları