Telekinezi gerçek mi? Zihin gücüyle nesneleri hareket ettirebilir miyiz?
Zihin gücüyle bir nesneyi hareket ettirdiğini kanıtlayan kimse çıkmadı. Ancak Princeton'daki uzun soluklu deneylerden 380 araştırmayı inceleyen meta-analize kadar pek çok çalışma bu iddiayı sınadı. Sonuçlarda görülen küçük sapmalar güvenilir bir kanıta dönüşmedi.
Zihin gücüyle nesneleri hareket ettirme fikri, onlarca yıldır bilimsel araştırmalara konu oluyor. Ancak uzun soluklu laboratuvar deneyleri, milyonlarca deneme ve istatistiksel analizlere rağmen telekinezinin gerçekten var olduğunu kanıtlayan güvenilir bir sonuca ulaşılamadı. Özellikle Princeton Üniversitesi'nde yürütülen çalışmalar, bu alandaki iddiaların bilimsel açıdan neden tartışmalı kaldığını gösteriyor.
Parapsikolojide psikokinezi olarak da adlandırılan bu yetenek, filmlerde genellikle tek bir bakışla eşyaları hareket ettirmek veya kapıları çarparak kapatmak şeklinde karşımıza çıkıyor. Mike Flanagan'ın yeni Carrie uyarlamasında da benzer sahneler görmek mümkün olacak. Ne var ki 20. yüzyılın başlarından beri Amerikan üniversitelerinde yürütülen araştırmalar, böyle gösterişli olaylardan çok daha küçük istatistiksel sapmalara odaklanıyor.
380 araştırma bir araya getirildi ve…
Telekinezi üzerine yapılan ilk deneylerde katılımcılardan zar atışlarının sonuçlarını zihinleriyle etkilemeleri isteniyordu. İlerleyen yıllarda ise zarların yerini, önceden tahmin edilemeyen sıfır ve bir dizileri üreten rastgele sayı üreteçleri aldı. Araştırmacılar, insanların düşünce gücüyle bu sayıların dağılımını değiştirip değiştiremeyeceğini anlamaya çalıştı.
2006 yılında Holger Bösch, Fiona Steinkamp ve Emil Boller, Psychological Bulletin dergisinde yayımladıkları kapsamlı bir meta-analizde 380 farklı araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi. Ortaya istatistiksel olarak anlamlı fakat son derece küçük bir etki çıktı. Bununla birlikte çalışmalar arasında dikkat çekici tutarsızlıklar vardı.
Özellikle küçük ölçekli araştırmalarda daha büyük etkiler görülüyor, sonuçlar bir deneyden diğerine önemli ölçüde değişiyordu. Araştırmacıların gerçekleştirdiği simülasyonlar, bu tablonun yayın yanlılığıyla açıklanabileceğini gösterdi. Başka bir deyişle, olumlu sonuç veren küçük çalışmaların yayımlanması, başarısız deneylerin ise bilimsel yayınlarda kendine yer bulamaması, gerçekte olmayan bir etkinin varmış gibi görünmesine yol açabiliyordu.
Princeton'daki 28 yıllık deney
Telekinezi araştırmalarının en bilinen merkezlerinden biri, Princeton Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nin bodrum katında kurulan Princeton Mühendislik Anomalileri Araştırma Laboratuvarı'ydı (PEAR). Laboratuvar, 1979 yılında dönemin mühendislik dekanı Robert Jahn tarafından hayata geçirildi.
PEAR araştırmacıları, 28 yıl boyunca rastgele olay üreteçleri üzerinde deneyler yürüttü. Katılımcılardan bu cihazların ürettiği sayıların normalden daha yüksek veya düşük olmasını düşünce yoluyla sağlamaları istendi.
Laboratuvarın açıkladığı sonuçlara göre, 12 yıllık bir dönemde 91 operatörle gerçekleştirilen 2,5 milyon denemede, rastlantısal beklentiden 15 binde bir düzeyinde sapma elde edilmişti. Ancak bu küçük farkın gerçekten zihinsel bir etkiden kaynaklandığını göstermek için deneylerin başka araştırmacılar tarafından da tekrarlanması gerekiyordu.
PEAR, Almanya'nın Giessen ve Freiburg kentlerindeki laboratuvarlarla ortak bir tekrar deneyi gerçekleştirdi. Üç merkezde aynı yazılım, donanım ve deney protokolü kullanıldı. Sonuçlar ise ilk bulguları desteklemedi. Laboratuvarların hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı bir etki tespit edilemedi.
Bulguları bilim dünyasında büyük ölçüde kabul görmeyen PEAR, 2007 yılında faaliyetlerini sonlandırdı.
Fizik kanunları telekineziye neden karşı çıkıyor?
Telekinezi iddialarını sınayan yalnızca üniversiteler değil. Ünlü sihirbaz James Randi, 1964 yılında paranormal yeteneklerini kontrollü koşullarda kanıtlayabilen kişilere yönelik bir meydan okuma başlattı. Daha sonra ödül miktarı 1 milyon dolara kadar yükseltildi. Yarışmaya binden fazla başvuru yapıldı. Ancak programın sona erdiği 2015 yılına kadar belirlenen koşullar altında yeteneğini kanıtlayıp ödülü kazanabilen kimse çıkmadı.
Fizik açısından bakıldığında ise sorun daha temel. Bir kaşık; kuarklar, glüonlar, elektronlar ve fotonlar gibi parçacıkların oluşturduğu maddeden meydana geliyor. Böyle bir nesneyi uzaktan hareket ettirebilecek bilinen temel etkileşimler arasında kütle çekimi ve elektromanyetizma var.
İnsan beynindeki parçacıkların oluşturduğu kütle çekimi, masanın üzerindeki bir kaşığı hareket ettiremeyecek kadar zayıf. Kaşığı bükebilecek veya yerinden oynatabilecek güçte bir elektromanyetik alanın ise ölçüm cihazlarıyla tespit edilebilmesi gerekir. Bugüne kadar telekineziyi açıklayabilecek böyle bir fiziksel etki gösterilemedi.