Zamanı hatasız ölçmek, mikro üretim kusurları ve saatlerin zamanla yavaşlaması nedeniyle sanılandan çok daha zor bir süreç. Bilim dünyası, bu senkronizasyon sorununu aşmak adına bugüne kadar en hassas sistem sayılan atom saatlerinin ötesine geçerek optik nükleer saat teknolojisine yöneldi.
Araştırmacılar, NASA uydularındaki standart atom saatlerini bile geride bırakan bir "optik nükleer saat" prototipi geliştirmeyi başardı. Detayları arXiv platformunda paylaşılan sistem, kalsiyum florür kristali içindeki toryum-229 atomlarının çekirdeğini hedef alıyor. Hassas bir frekanstaki lazer salınımları, atom çekirdeklerini kuantum durumları arasında değiştirerek zamanı ölçüyor. Frekansta en ufak bir kayma meydana geldiğinde durum değiştiren atom sayısı azalıyor; bu da lazerin hassasiyetini korumak için sistemin anında yeniden ayarlanmasını tetikliyor.
Karanlık maddenin izini sürecek
Henüz prototip aşamasında olan cihaz, evrenin en büyük gizemlerinden biri olan karanlık maddenin aranmasında kritik bir rol üstlenebilir. Diğer parçacıklarla neredeyse hiç etkileşime girmeyen karanlık maddeyi tespit etmek normal şartlarda imkansız. Ancak bu yeni saatin hassasiyeti o kadar yüksek ki, parçacıklar arasındaki elektromanyetik kuvveti simgeleyen ince yapı sabitindeki milimetrik sapmaları yakalayabiliyor. Diğer saatlerle eşleşmeyen bu sapmalar, karanlık maddenin varlığına doğrudan bir kanıt sunabilir. İnce yapı sabitinin evrendeki tüm elementlerde aynı kalması gerektiği bilinse de bazı bilim insanlarının karanlık maddeyi reddetmesi, konuyu şimdilik teorik boyutta tutuyor.
Optik nükleer saat fikri ilk olarak 2003 yılında Europhysics Letters dergisinde yayımlanan bir makaleyle hayatımıza girdi. O dönem uzmanlar, dış manyetik ve elektrik alanlardan etkilenmeyen toryum-229 elementinin bu teknoloji için en doğru tercih olduğunu öngörmüştü. Teorinin gerçeğe dönüşmesi ise teknolojinin insan hayal gücünü yakalamasını bekledi. Toryum-229 atomunu uyarmak için gereken lazerin, insan müdahalesi olmadan sürekli izlenmesi ve bir geri besleme döngüsüyle anlık ayarlanması gerekiyordu. Gerekli altyapının nihayet hazır hale gelmesiyle birlikte araştırmacılar, nükleer saatlerin uzay ve fizik çalışmalarında yepyeni bir devir başlatacağına inanıyor.