Evcil hayvan sahiplerinin uzun zamandır hissettiği ancak bilim dünyasında tartışılan gerçek, yeni bir araştırmayla somut bir zemine oturdu. Yapılan çalışma, bir köpeği, kediyi veya başka bir ev arkadaşını kaybetmenin yarattığı acının, çoğu zaman bir aile üyesini kaybetmekle eşdeğer olduğunu gösteriyor.
İrlanda’daki Maynooth Üniversitesi’nden psikologların yürüttüğü araştırma, evcil hayvan ölümünün sadece hüzünlü bir veda olmadığını, bazı durumlarda tıbbi olarak tanınan ciddi bir yas bozukluğuna yol açtığını gösteriyor. İngiltere'de yaklaşık bin kişi üzerinde yapılan bu çalışma, katılımcıların beşte birinden fazlasının bir hayvanın ölümünü, bir insanın ölümünden daha sarsıcı bulduğunu ortaya koyuyor.
Bu noktada karşımıza çıkan en önemli kavram “Uzatılmış Yas Bozukluğu” (PGD) olarak adlandırılıyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2018 yılında resmen tanımlanan bu psikiyatrik durum, kişinin kaybın ardından normalden çok daha derin ve uzun süreli bir acı yaşamasıyla karakterize ediliyor. Ancak mevcut kurallara göre, bu teşhisin konulabilmesi için kaybedilen canlının mutlaka bir “insan” olması şartı aranıyor. Araştırmacılar ise bu sınırlamanın değişmesi gerektiğini savunuyor ve verilerin, yas semptomlarının ölen canlı türünden bağımsız olarak aynı şekilde ortaya çıktığını açıkça gösterdiğini belirtiyor.
Kaybın türü değil, bağın gücü önemli
Dr. Philip Hyland liderliğindeki ekip, 975 katılımcının farklı yas deneyimlerini incelediğinde şaşırtıcı benzerliklerle karşılaştı. Evcil hayvanını kaybedenlerin yüzde 7,5’i, klinik olarak PGD teşhisi alabilecek düzeyde ağır belirtiler sergiliyor. Bu oran, yakın bir arkadaşını (yüzde 7,8) kaybedenlerin yaşadığı travma oranlarıyla neredeyse aynı seviyedeyken, kardeşini (yüzde 8,9) veya kuzen, amca veya dede gibi bir akrabasını (%8,3) ve hatta eşini (%9,1) kaybedenlerin kayıplarıyla kıyaslandığında bile benzer bir yıkıcılığa sahip olduğunu gösteriyor. Verilere göre sadece anne-baba (%11,2) ve evlat (%21,3) kaybı, evcil hayvan kaybından belirgin şekilde daha yüksek bir acı seviyesine işaret ediyor.
Peki, bilim dünyası bu gerçeği kabul etmekte neden bu kadar çekingen davranıyor? Dr. Hyland’a göre bunun altında yatan temel neden, evcil hayvan yasını “ciddiyetsiz” görülme korkusuyla klinik literatüre sokmak istememek olabilir. Bir diğer sebep ise insanın insana duyduğu bağın eşsiz olduğuna dair kökleşmiş inançlar olabilir. Ancak çalışma, bu bağın türler arasında da aynı derinlikte kurulabildiğini açıkça gösteriyor.
Uzmanlar, tıbbi tanı kriterlerinin evcil hayvanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi için çağrıda bulunuyor. Bu adım atıldığında, sadık dostlarını kaybeden ve bu yüzden hayatı altüst olan kişilerin ihtiyaç duydukları profesyonel yardıma ulaşmaları çok daha kolay bir hale gelebilir.