Büyük facia ile doğan büyük keşif: Denizlerin görünmez duvarı 1700'lerde nasıl yıkıldı?

Açık denizde yönünü kaybeden gemilerin boylam bulma sorunu, yüzyıllar boyunca binlerce denizcinin sonunu hazırladı. İngiliz hükümetinin vaat ettiği ödülün peşine düşen kendi kendini yetiştirmiş bir saat ustası ise, dalgalara meydan okuyan icadıyla denizleri mezarlık olmaktan kurtardı.

Büyük facia ile doğan büyük keşif: Denizlerin görünmez duvarı 1700'lerde nasıl yıkıldı?

Açık denizlerde yol alan gemilerin nerede olduğunu tam olarak bilememesi, yüzyıllar boyunca denizcilik tarihinin en ölümcül çıkmazlarından biri oldu. Tarihler 21 Ekim 1707 gecesini gösterdiğinde Akdeniz'den İngiltere'ye dönen Sir Cloudesley Shovell komutasındaki 21 gemilik dev donanma fırtınaya yakalandığında olan da tam olarak buydu...

Modern seyir cihazlarının bulunmadığı o dönemde mürettebat, rotasını sadece kaba tahminlerle belirlemeye çalışıyordu. Kutup yıldızı ya da güneşin ufuk açısını ölçerek enlemi hesaplamak nispeten kolay bir işti. Ancak doğu-batı eksenindeki tam konumu gösteren boylamı bulmak, dönemin gemicileri için imkansız bir problemdi. Hedeflerini kaçırma korkusuyla hareket eden kaptanlar, önce limanın enlemine ulaşıp ardından doğrudan doğuya ya da batıya yelken açıyordu.

Gemi personeli yaptıkları hesaplar doğrultusunda Fransa kıyılarındaki Ushant Adası yakınlarında bulunduklarını düşünüyordu. Fakat bu tahmin büyük bir felaket doğurdu. Ertesi gece, başta amiral gemisi Association olmak üzere donanmanın beş büyük savaş gemisi İngiltere'nin güneyindeki Scilly Adaları'nın acımasız kayalıklarına çarparak saniyeler içinde paramparça oldu. Kazada 2 binden fazla denizci hayatını kaybetti, koca filodan sadece 25 kişi sağ kurtulabildi. Bu büyük trajedi İngiliz hükümeti için dönüm noktası oldu ve denizlerdeki körlüğü bitirmek adına 1714 yılında tarihi Boylam Yasası çıkarıldı. Hükümet, gemilerin açık denizde boylamını kesin hesaplayacak yöntemi bulana 20 bin sterlinlik devasa bir ödül vaat etti.

Sarkaçlı saatlerin denizdeki sınavı ve marangozun inadı

Teorik olarak boylamı bulmanın formülü belliydi. Dünyadaki her 15 derecelik boylam farkı, bir saatlik zaman dilimine denk düşüyordu. Denizciler gemideki yerel saati gökyüzüne bakarak bulduktan sonra bunu memleketteki sabit saatle kıyaslayabilse, aradaki farktan boylamı hemen hesaplayabilirdi. Asıl sorun, yola çıkılan limanın saatini aylarca süren yolculuk boyunca hiç şaşmadan gemide muhafaza edebilmekti.

Dönemin sarkaçlı saatleri sallantılı denizde anında duruyor, mekanik parçaları koruyan doğal yağlar sıcaklık değişimleriyle asitlenip tortu topluyordu. Bu durum saatlerin dakikliğini tamamen bozmaktaydı.

Tam bu çaresizlik anında sahneye, kendi kendini yetiştirmiş bir marangoz ve saat ustası olan John Harrison çıktı. Harrison, yağlama gerektirmeyen ve sıcaklıktan etkilenmeyen özel bir sarkaç sistemi geliştirdi. Çelik ve pirinç çubukları öyle bir ustalıkla bağladı ki, metaller sıcakta genleşse bile sarkacın boyu hiçbir zaman değişmiyordu. Bu sayede sıcaklık dalgalanmalarının zaman üzerindeki sapma etkisini tamamen sıfırladı. Yıllarca süren çalışmaların ardından H4 adını verdiği, deniz yolculuklarına dayanıklı ilk taşınabilir deniz kronometresini üretti.

1765 yılında açık denizlerde test edilen bu saat, zamanı kusursuz şekilde tutarak boylam problemini tamamen çözdü. Harrison başarısını kanıtlayana kadar gökyüzündeki ay mesafelerini ölçen veya Jüpiter'in uydularını takip eden astronomik yöntemler de geliştirilmişti. İngiliz hükümeti en pratik yol olarak saat yöntemini seçip teknolojiyi yaymış olsa da yaşlı mucit Harrison'a vaat edilen ödülün tamamını hiçbir zaman ödemedi. Yine de bir marangozun inadı sayesinde denizler tehlikeli birer mezarlık olmaktan çıkarak güvenli rotalara dönüştü.