Bugün bir asansörü çağırmak ya da kapı zilini çalmak için yaptığımız minik dokunuş, aslında büyük bir zihinsel tembelliğin başlangıç noktası olabilir. Parmak ucumuzla bir tuşa bastığımızda gerçekleşen anlık sonuç, modern dünyayı bir "kara kutu" haline getiren sürecin en somut örneği niteliğinde.
Oysa geçmişte, görünürde bu kadar masum olan "düğmeye basma" eylemi, toplumun entelektüel geleceğini tehdit eden ciddi bir ahlaki panik dalgası yaratmıştı. Tarih boyunca insanlık, yeni teknolojilere karşı her zaman şüpheci yaklaştı. Sokrates’in yazının hafızayı körelteceğine dair endişeleri ya da trenlerin hızının insan vücudunu parçalayacağı korkusu, bu toplumsal refleksin bilinen örnekleri arasında yer alıyor.
19. yüzyılın sonunda elektrikli düğmeler yaygınlaşmaya başladığında da benzer bir kaygı filizlendi. İnsanlar, bir enstrümanın tuşuna bastığında mekanizmanın nasıl çalıştığını gözüyle görebilirken; elektrikli düğmelerin arkasındaki gizli dünya, kullanıcı ile teknoloji arasına kalın bir perde çekti.
"Bas ve hizmet al" konforunun bedeli
1916 yılında aktivist Dorothy Canfield Fisher, bu durumu bir tehlike ilanıyla dünyaya duyurdu. Fisher’a göre, tek bir dokunuşla hizmet alabilmek, insanın o sistemin işleyişine karşı duyduğu sorumluluğu ve merakı yok ediyordu. Çocukların ve toplumun, arka plandaki emeği ve mühendisliği anlamadan bu "elektrikli kölelere" güvenmesi, insani inisiyatifin paslanması anlamına geliyordu. Bugün çok azımızın bir asansörün halat sistemini veya televizyon sinyalinin doğasını biliyor oluşu, Fisher’ın endişelerinde ne kadar haklı olduğunu kanıtlıyor.
İşin ilginç yanı, 19. yüzyılın sonlarında sıradan bir vatandaşın bugüne kıyasla teknolojiye çok daha hakim olmasıydı. Okullarda çocuklara kendi zillerini yapmaları öğretiliyor, dergilerde metal parçalarından düzenek kurma tarifleri veriliyordu. Ancak endüstriyel devler, bilginin yerini "zahmetsiz konforun" almasını tercih etti. Kodak’ın "Siz düğmeye basın, gerisini biz hallederiz" sloganı, bu yeni felsefenin manifestosu haline geldi.
1920’lerde eğitimciler bu teknoloji dalgasını durdurmaya çalışsalar da modern insan bu büyük kolaylığa çoktan teslim olmuştu. Bugün düğmeler her yerde; dünyamızı basitleştiriyorlar. Ama aynı zamanda işlerin nasıl yürüdüğüne dair merakımızı sessizce köreltmeye devam ediyorlar.