Uzay araştırmalarında yeni bir dönemin kapıları, henüz tam kapasiteye geçmemiş bir tesisin şaşırtıcı başarılarıyla biraz daha aralandı. Vera Rubin Gözlemevi'nin, geçtiğimiz yılın bahar aylarında gerçekleştirdiği altı haftalık mühendislik testleri sırasında astronomi tarihine geçecek bir veri setine imza attığı açıklandı.
Gözlemevi, bu kısa hazırlık sürecinde yaklaşık 11 bin yeni asteroit belirleyerek Uluslararası Astronomi Birliği’nin kayıtlarını adeta güncelledi. Tek bir veri iletiminde paylaşılan bu devasa rakam, tesisin evrenin karanlık noktalarında gizlenen gök cisimlerini bulma konusundaki iddiasını açıkça ortaya koyuyor.
Gözlemevinin radarına takılan bu yeni gök taşlarının 33 tanesi, yörüngeleri itibarıyla "Dünya'ya Yakın Nesneler" sınıfında yer alıyor. Bilim insanları, gezegenimiz için küresel felaket yaratabilecek devasa kayaların çoğunu zaten takip altında tutsa da bölgesel yıkım gücüne sahip orta ölçekli taşların henüz yarısı bile haritalandırılmış değil. Rubin Gözlemevi tam da bu boşluğu doldurmak için çalışıyor. Test sürecinde keşfedilen 500 metre genişliğindeki en büyük asteroit şu an bir tehdit oluşturmasa da sistemin hızı, gelecekteki olası tehlikelerin aylar öncesinden saptanabilmesine olanak tanıyacak.
Kayıp gök cisimleri ve dokuzuncu gezegenin izleri
Rubin sadece yeni keşifler yapmakla kalmıyor, aynı zamanda daha önce görülüp yörünge hesaplamaları yapılamadığı için "kaybedilen" binlerce asteroidi de yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Gözlemevinin sahip olduğu devasa dijital kamera ve gelişmiş yazılım altyapısı sayesinde, güneş sistemindeki bilinen asteroit sayısının önümüzdeki on yıl içinde 1,5 milyondan 5 milyona çıkması bekleniyor. Bu envanter genişlemesi, Neptün'ün ötesindeki zifiri karanlık bölgelere kadar uzanıyor.
Yapılan son incelemelerde, Güneş'e Dünya'dan bin kat daha uzak mesafede bulunan 380 yeni nesne adayı tespit edildi. Aşırı derecede uzamış yörüngelere sahip olan bu uzak dünyalar, astronomların yıllardır peşinde olduğu gizemli "dokuzuncu gezegen" için de kritik ipuçları barındırıyor olabilir.
Milyarlarca veriyi saniyeler içinde süzebilen algoritmalar, samanlıkta iğne aramaya benzeyen bu süreci bilimsel bir rutine dönüştürmüş durumda. Mühendislik aşamasında bile bu denli büyük başarılar elde eden gözlemevi, tam kapasiteyle çalışmaya başladığında evren anlayışımızı kökten değiştirecek.