San Francisco sokaklarında her gün binlerce kilometre yol alan otonom araçlar, çevrelerindeki her anı kaydeden gelişmiş sensörleri ve kameraları nedeniyle suçlular için tam bir kabus olarak görülüyor. Bu araçların yakınında yasa dışı bir işe kalkışmanın imkansız olduğu yönündeki genel inanç, geçtiğimiz ocak ayında yaşanan sıra dışı bir hırsızlık vakasıyla yerle bir oldu.
Kentteki bir yoga stüdyosundan kıyafet çalan bir şüpheli, kaçış için sürücüsüz bir robotaksiyi tercih etti. Aradan aylar geçmesine rağmen emniyet güçleri zanlının izine ulaşamadı. San Francisco Chronicle gazetesinin sayfalarına taşıdığı bu tuhaf olay, otonom araç şirketlerinin topladığı görsel verileri işleme biçimini ve bu süreçteki gizlilik sınırlarını ciddi bir tartışma konusu haline getirdi.
Olay günü lüks bir yoga stüdyosunun önüne Waymo aracıyla gelen şüpheli, içeri girip çok sayıda yoga kıyafetini çaldıktan sonra kapıda kendisini bekleyen sürücüsüz taksiye tekrar binerek gözden kayboldu. İş yerinin güvenlik kameraları hırsızlık anını net bir şekilde kaydetse de şüphelinin kimliğini belirleme konusunda yetersiz kaldı. Bunun üzerine harekete geçen San Francisco polisi, Waymo şirketine başvurarak aracın dış kameraları tarafından çekilen ham görüntüleri istedi.
Ancak robotaksilerin her şeyi kusursuz biçimde izlediği yönündeki yaygın inanış tam bu noktada büyük bir darbe aldı. Şirket, yasal zorunluluklar ve kişisel verilerin korunması kanunları gereği, araç dışındaki kameraların kaydettiği görüntüleri otomatik olarak bulanıklaştırıyordu. Uygulanan bu katı gizlilik filtresi yüzünden polis, aranan şahsın net bir eşkaline ulaşmayı başaramadı.
Zaman aşımı ve sahte hesap labirenti
Soruşturmayı tamamen kördüğüme çeviren asıl gelişme ise zamanlama hatasıyla birlikte geldi. Waymo araçlarının iç ve dış kamera kayıtlarını tam olarak ne kadar süreyle hafızasında sakladığı ticari bir sır olarak gizleniyor. Polisin nisan ayında, yani olaydan yaklaşık üç ay sonra çıkardığı arama izni şirkete ulaştığında, o güne ait tüm video verilerinin sistemden kalıcı olarak silindiği anlaşıldı.
Görsel kanıtlardan ümidini kesen dedektifler, bu kez aracı çağıran kullanıcı hesabının peşine düşmeye karar verdi. Şirket, mahkeme kararı doğrultusunda yolculuğu gerçekleştiren profile ait tüm kayıtları polisle paylaştı. Ancak teknoloji şirketlerinin dijital güvenlik açıkları burada da kendisini gösterdi. Hırsızın muhtemelen çalıntı bir kredi kartı, sahte bir isim ya da tek kullanımlık bir telefon numarası üzerinden bu hesabı açtığı tespit edildi.
Sonuç olarak Waymo’nun teslim ettiği dijital izler emniyet güçlerini hiçbir gerçek şüpheliye ulaştıramadı. Yaşanan bu vaka, otonom araçların gelecekte suçlular için kusursuz ve izi sürülemez birer kaçış aracına dönüşebileceği endişesini haklı çıkarırken, teknoloji dünyasının siber güvenlik önlemlerini de ciddi şekilde sorgulatıyor.