Sabah trafiği yok, ofis kıyafeti yok, patronun bakışları yok... Evden çalışma modeli ilk bakışta cazip bir paket gibi görünüyor. Ama Science dergisinde yayımlanan kapsamlı bir araştırma, bu tablonun arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını gözler önüne serdi.
Araştırmacılar, 2011-2024 yılları arasında ABD'de 588 binden fazla kişiyi kapsayan beş büyük anketin verilerini inceledi. Pandemi yılları hesaba katılmadı ama yine de sonuçlar netti. Evden çalışanlar, ofislerine gitmeye devam edenlerle kıyaslandığında çok daha yüksek oranda ruhsal bunalım, antidepresan kullanımı ve psikolojik tedavi ihtiyacı yaşıyor. Uzmanlar, son yıllarda toplumlarda gözlemlenen zihinsel çöküşün yaklaşık üçte birinin yalnızca bu çalışma modeliyle bağlantılı olduğunu öne sürüyor.
Yalnız yaşayanlar çok daha savunmasız
Tablo herkesi eşit biçimde etkilemiyor. Yalnız yaşayıp evden çalışanlarda ruhsal sıkıntı, birlikte yaşadığı insanları olan çalışanlara göre iki kat daha fazla artış gösterdi. Fiziksel sağlık harcamalarında belirgin bir değişim olmadığı halde ruh sağlığı tedavilerinin ve ilaç kullanımının tırmanması, sorunun kökeninin net olduğuna işaret ediyor.
Norveç'te yapılan ayrı bir çalışma ise haftada 15 saatten fazla evden çalışanların alkol tüketimine çok daha fazla yöneldiğini ortaya koydu. ABD'de yürütülen bir anket de oldukça çarpıcı: Evden çalışan her beş kişiden biri, mesai saatlerinde alkol ya da uyarıcı madde kullandığını kabul etti.
Özetle, ofisten uzaklaşmak özgürlük gibi hissettiriyor olabilir; ancak insan psikolojisi için hayati olan küçük sosyal temaslara da kapıyı kapatıyor. En azından araştırmaların bize söylediği bu...