Uzay yolculuklarında insan sağlığını nelerin beklediği sorusu, Artemis II göreviyle birlikte çok daha somut bir yanıt bulacak. Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılacak olan bu görev, insanlığı 54 yıl aradan sonra ilk kez alçak dünya yörüngesinin ötesine, Ay’ın karanlık yüzüne doğru taşıyacak.
Ancak bu yolculuk sadece yeni bir rekor denemesi değil, aynı zamanda tıp dünyasında devrim yaratabilecek bir deneye de ev sahipliği yapıyor. “AVATAR” adı verilen proje kapsamında, astronotların kendi hücrelerinden üretilen yapay kemik iliği dokuları onlarla birlikte uzaya gidiyor.
Bu dokular, “çip üzerindeki organlar” olarak bilinen ileri teknoloji ürünü küçük numunelerden oluşuyor. NASA, her bir astronotun kendi kök hücrelerinden üretilen bu minik kopyalar sayesinde, derin uzaydaki radyasyonun ve yerçekimsiz ortamın her bir birey üzerinde nasıl bir hasar bıraktığını gözlemlemeyi hedefliyor. Bu sayede gelecekteki Mars görevlerinde her astronotun kişisel ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş bir tıbbi çanta hazırlanması mümkün olacak.
Uzay araştırmalarında her gramın büyük önem taşıdığı düşünüldüğünde, sadece ihtiyaç duyulan ilaçların gemiye yüklenmesi lojistik açıdan da büyük bir avantaj sağlayacak.
Radyasyonun izinde kişiye özel tıp
Kemik iliği, vücudumuzdaki kan hücrelerinin üretim merkezi olduğu için radyasyona karşı en hassas noktalarımızdan biri. Bugüne kadar astronot sağlığı üzerindeki etkiler genellikle Dünya’nın manyetik koruması altındaki uzay istasyonlarında incelendi. Ancak Artemis II, bizi bu koruyucu kalkanın dışına çıkarıyor. On gün sürecek olan bu kısa seyahat, uzun süreli Mars ve Ay üssü görevlerinde vücudun vereceği tepkiler hakkında bize ilk gerçek verileri sunacak. Bilim insanları, mikro yerçekiminin kemik yoğunluğunu neden azalttığını ve radyasyonun DNA yapısını nasıl bozduğunu bu minik çipler üzerinden takip ediyor.
Deneyin en çarpıcı yanlarından biri de etik ve maliyet boyutunda yatıyor. Çip üzerindeki organ teknolojisi, hayvanlar üzerinde yapılan deneylere göre çok daha hızlı, ucuz ve etik açıdan sorunsuz bir alternatif sunuyor. Astronotlar dünyaya döndüğünde, çiplerdeki hücrelerin DNA dizilimleri çıkarılacak ve bizzat astronotların kendi vücutlarından alınan örneklerle karşılaştırılacak. Bu kıyaslama, uzayın etkilerini hücresel boyutta anlamamızı sağlayacak.
Üstelik bu araştırmanın meyveleri sadece uzayda toplanmayacak. AVATAR projesinden elde edilen bilgiler, dünyadaki kanser tedavileri için de yeni bir umut ışığı yakıyor. Radyoterapinin kemik iliği üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasıyla, gelecekteki kanser tedavilerinin çok daha hedef odaklı ve yan etkileri azaltılmış bir yapıya kavuşması bekleniyor. Böylece uzayın derinliklerinde yapılan bu riskli testler, bir gün hastanelerdeki tedavi prosedürlerini tamamen değiştirebilir.