Gülümseten gerçekler...
Maalesef Türkiye'deki teknoloji editörlerinin durumunu yazının başlığı tamamıyla özetliyor...
İşe gidince mükemmel makaleler yazıp binlerce dolarlık ürünleri inceleyen bizler, eve gelince akrabalarımızın ve çevremizin gözünde
bilgisayar tamircisi moduna giriyoruz ve elimize modern alet çantamız olan USB Sabit Disk'imizi alıp yola çıkıyoruz.
Bazı akrabalarım sağ olsun kendi araçları ile gelip beni alıyor ve bu şekilde gidiyoruz evlerindeki bilgisayarı tamir etmeye...Ama bırakın akraba olmayı, daha beni yeni tanımış olmasına rağmen "gel şu bizim PC'ye de bi el at" diyenler olabiliyor...
Nerede çalışıyorsun sorusuna "Bilgisayar dergisinde çalışıyorum" demeniz çoğu kişi için hiç bir anlam ifade etmiyor... Cümlede "bilgisayar" kelimesi geçiyorsa siz onun gözünde artık bir bilgisayar tamircisisiniz. Yazdığınız yazıları da gösterseniz, bilgisayardan anlamıyorum da deseniz fayda etmiyor. Bir de "Mesene heklemeyi öğretsene" durumları var ki, onlara girmek bile istemiyorum...
İlk başlarda ben, bu sadece bana oluyor diye sanıyordum. Ama bir de gördüm ki çevremdeki editörlerin de durumu aynı...Keza üssüm de buna bir örnek...Kendisinin akrabalarının da onu sık sık aradığını ve hatırı sayılır bir vakti onlara ayırdığını öğrendim...
Hatta bu konuda sektördeki bir başka arkadaşımın da yazısını alıntı yapacağım:
- Alıntı:
Teknoloji editörü dediğin nedir ki? Ücret ödemek zorunda olmadığın ve de 7/24 her türlü kanaldan ulaşabildiğin tamirci. Bir de herşeyi de bilmek zorundadırlar, yeme de yanında yat. Bir de her türlü sorunu, hiç araştırmadan şıp diye bulabilirler, öyle arızaları falan söylemeniz de gerekmez, arızalı demeniz yeterli. Onun araştırmasını beklemeniz de gerekmez, telepati yoluyla arızayı teşhis ettiği gibi, datalarından bir kaç saniyede tedaviyi de yolluyor.
İşin bir de garip tarafları var...Genelde tamir edilecek sisteme bizden önce bazıları el atmış oluyor...
USB belleği takcacığı yeri bildiği için kendini bilgisayar gurusu zanneden bazı arkadaşlar tavsiyelerde bulunuyor, hatta parça satın aldırıp sisteme taktırmaya çalışıyor. Günü kurtarmak diyoruz biz buna. Sonunda bozulan sistemin çöpünü temizlemek ise yine bize düşüyor...
Bazı arkadaşlarımın bu konuda mükemmel tavsiyeleri var: "Yaptığın işi uzat ve en ufak işi dahi "bakın bu çok zor bir işti, çok zorlandım" gibi lanse et" diyorlar. Ama egom kahrolsun ki yapamıyorum. Tam tersine bir bilgisayarın başına oturduğumda öyle bir ego patlaması oluyor ki bende, bazen "Saniye tutun bakalım ne kadar sürede tamir edeceğim" diyorum...Ki bu süre de genelde 30 saniyeyi geçmiyor...Burada ukalalık yapmıyorum, gerçekten bazılarının saatlerce çözemediği sorunları bizler doğal olarak 30 saniyede çözebiliyoruz...
Hatta buna ufak bir de örnek vereyim. Geçtiğimiz günlerde bir akrabamın interneti kesilmiş...Beni aradı ve internete bağlanamadığını belirtti. Biri internet kafede çalışan iki kişi bakmış, yapamamış...Sorun Windows 7'de ağ kartının devre dışı bırakılmış olması. Devreye sokmak 5 saniye sürüyor...
Aslında yazı boyunca şikayet ediyormuş gibi gözüküyorum ama biliyorum ki yine her şey bize bağlı. "Hayır" kelimesini lügatımıza eklememiz gerekiyor, ama yapamıyoruz...Bunun nedeni de yazıda belirttiğim ego meselesi. Yani en azından benim için durum böyle...
-Recep, bu bilgisayar açılmıyor...
-Ohooo abi, iki dakkamı alır...
-Recep internet kesildi, 10 kişi yapamadı
-Abi sen bana gelsene yahu, bilmeyen adamalrla uğraşıyorsun...Peh..
-Recep oyunu yükleyemiyorum, yapsan yapsan sen yaparsın, koçumsun, kralsın be!
-Ayıpsın abi, bakayım neymiş sorun...
-Vallahi kral adamsın, tamirci 3 saatte yapamadı sen dakkada yaptın...
-Ne demek abi, çocuk oyuncağı...Daah büyük sorunlarla gel bana..
-Recep yeni ekran kartı çıkmış, manyak bi modelmiş..
-Ohoo abi o eskiyeli seneler oldu yav, gel ben de Dünya'nın en hızlısı var...
-Recepçim, erkek arkadaşım bilgisayarıma casus kurmuş, siler misin?
-Tabi arkadaşım ne demek...
-Recepçim, Office açılmıyooooeeeaaaa
-Sorun değil canım, iki dakikalık iş....
-Ya Recep, sen bi ara yapmıştın ama ne oldu bilmiyorum, şu çoklu MSN olayını bi daha yapar mısın canikom.
-Tabi şekerim, tabi canım, ne demek, saniyemi alır...
Siz de lütfen bu konuda görüşlerinizi belirtin ve içinizi dökün...