Blog ve RSS: İnternetin yükselen değerleri

Yakından ilişkili olan bu iki kavram, son 10 yıldır internetin kullanılış şeklini değiştiriyor.

Blog ve RSS: İnternetin yükselen değerleri

Neden böyle bir başlık açma ihtiyacı hissettik? Bu sorunun cevabı, öncelikle rakamlarda saklı. İnternet, bugün neredeyse 90 milyonun üzerinde blog'a ev sahipliği yapıyor. 2000 yılının ilk çeyreğinde 30 bin civarlarında olan bu rakam, 2005 yılı sonu itibariyle 50 milyonu bulmuştu. Rakamlar sizi şaşırtmasın; internet değişiyor ve internetle beraber, dünya nüfusunun bilgiye ulaşma şekli, popüler kültür, medya, pazarlama ve eğitim anlayışları da değişiyor. Çok uluslu şirketlerden bireylere kadar, artık herkes internette kolaylıkla içerik üretebiliyor ve bu içerik, RSS kullanımıyla giderek daha fazla yere ulaşıyor.

Bilgisayarları başındaki kullanıcılar, artık internetteki sınırsız sayıda kaynağın pasif takipçileri olmakla yetinmiyor, kendileri de hummalı bir şekilde üretiyorlar. Her gün birbiri ardına çevirim içi olan ve giderek genişleyen bilgi kaynaklarını takip edebilmek ve bunların içerisinden doğru seçimler gerçekleştirebilmek adına, durmaksızın yeni teknolojiler üretiliyor.

İnternetin yıldızı blog

Merriam Webster internet sözlüğünde 2004 yılının en çok aranan kelimesi olan ve şu sıralar internet kullanıcılarının yıldızı olan blog sözcüğü, İngilizce "web" (ağ) ve "log" (günlük veya kayıt defteri) kelimelerinin biraraya gelmesinden oluşuyor. Haber veya yorumların kronolojik bir dizilimle, tek bir sayfa üzerinde yayınlandığı web tabanlı bir yayın çeşidi olan blog'ların, oldukça zengin bir tema yelpazesi var. Blog çeşitleri hakkında net bir ayrım yapmak çok mümkün olmasa da, en sık rastlanan türlerinden kısaca bahsetmek yerinde olacaktır.

Farklı blog türleri

Kişisel bloglar: Kişisel blog'lar, şimdilik internette sayıca en fazla olan blog türü. Günlük yaşamlarını ve düşüncelerini web'e aktarmak isteyen herkesin, programlama veya tasarım bilgisine ihtiyaç duymaksızın kolayca oluşturabildiği kişisel bloglar, modern zamanın en etkili yayın şekillerinden birisi olarak değerlendiriliyor. Pek çok insan için birer kişisel dışavurum imkanı olan bu araç, bir anlamda ortalama insanın -veya daha ticari bir bakış açısıyla tüketicinin- kendi düşüncesini, kendi ifadesiyle özgürce yansıtabildiği bir medya olarak büyük önem taşıyor.

Temasal bloglar: Teknoloji, tasarım ve pazarlamadan, fotoğraf, oyun ve sinemaya; bilgisayar programcılığından, mimari ve yemek kültürüne kadar; belirli bir uzmanlık gerektiren tüm konularda hazırlanan bu tür bloglar için "temasal" tanımını kullanmak mümkün. Bunların bazılarının ticari amaçları bulunurken, bazıları hiçbir ticari amaç taşımıyor.

Topluluk blogları: Bir üyelik sistemi çerçevesinde yapılanan ve içeriği birden fazla kişi tarafından oluşturulan bu tip blogların, gerçek hayattaki karşılıklarını sosyal klüpler olarak düşünmek mümkün. Daha çok birbirini tanıyan ya da ortak özellikleri olan insanları biraraya getiren topluluk blogları, internetteki en etkin sosyalleşme araçlarından birisi.

Şirket blogları: Şirketlerin ve şirket çalışanlarının internet dünyasında kendilerini "daha resmiyetten uzak" bir dilde ifade etmesine olanak tanıyan bu tür bloglar, aynı zamanda pazarlama açısından da oldukça güçlü araçlar olarak öne çıkıyor. Avrupa'da henüz yeterince yaygın olmasalar da özellikle Amerika, müşteriyle güven ortamı oluşturabilecek mükemmel pazarlama silahları olarak şirket bloglarını, son derece ciddiye alıyor.

Blog'ların kısa tarihinde küçük bir gezinti

Aslında uzun süredir var olan blog'ların, tasarımcı ve programcıların kendi sayfalarına aldıkları notlarla başladığını söylemek mümkün. Bu anlamda Tim Berners-Lee'nin CERN'de hazırladığı ilk web sayfasının, aynı zamanda internet tarihinin ilk blog'u olduğunu da söyleyebiliriz.

NCSA'nın (National Computer Security Assocation), Mosaic adlı web tarayıcısında yer verdiği "What's New?" (Yeni ne var?) sayfalarının bir benzerine yer veren Netscape'in ardından, weblog fikri büyümeye başladı. Bugün bildiğimiz anlamıyla blog kavramının mucitlerinden biri olarak kabul edilen Justin Hall, 1996 yılında insanların internette günlüklerini oluşturmalarına imkan veren Xanga sitesini yarattı. İlk yıl sadece 100 kullanıcısı olan Xanga, 2005 yılının sonunda 50 milyonun üzerinde günlüğe ev sahipliği yapacaktı!

Blog sayısında en ciddi artış, 1999 yılında ortaya çıkan Blogger'ın bu hizmeti ücretsiz vermeye başlaması ile birlikte görüldü. 2003 yılı Şubat ayında Blogger'ı satın alan Google, araç çubuğuna, ziyaret ettiğiniz sayfanın adresini doğrudan blog'unuza eklemenizi sağlayan "Blog This!" düğmesini yerleştirdi. Nihayet MSN blog sisteminin de MSN üyelerine sunulan Messenger hizmeti ile ilişkilendirilmesinin ardından, blog'lar bugünkü yaygınlığına kavuşmuş oldu.

Kendi blog'unuzu oluşturun

Bir web sitesi açmak, her şeyden önce maliyet demek. Alan adı ve barındırma hizmetleri gibi teknik konulara ödeyeceğiniz paralar düşünüldüğünde blog'lar, özellikle bireysel kullanım için oldukça iyi bir alternatif olarak öne çıkıyor. İnternette bedava veya ücretli üyelik sistemi ile çalışan ve oluşturduğunuz profille sizi kendi alan adları altında barındıran, Blogspot ve Wordpress gibi pek çok site mevcut. Kendi beğeniniz doğrultusunda değiştirebileceğiniz hazır tasarımlardan, yazdıklarınız hakkında diğer insanların görüşlerini kolayca öğrenebileceğiniz yorum sistemlerine ve yazılarınıza kimlerin bağlantı verdiğini gösteren takip sistemlerine kadar bu siteler, kullanıcılarına pek çok hizmet sağlıyorlar.

Blog'lar ve siyaset

Ortalama medya görüşüne kıyasla daha bağımsız kabul edildikleri için politik görüşlerin ifade edilmesinde de sıkça kullanılan bloglar, Amerika'da gerçekleştirilen son başkanlık seçimlerinde, hem iktidar hem de muhalefet tarafından, basında yer almak için fazlasıyla radikal olan kimi söylemleri kitlelere ulaştırmakta kullanıldılar. Rathergate veya Memogate adıyla gündemi işgal eden bir skandalda da, blog'lar yine başroldeydi. Televizyoncu Dan Rather'ın CBS televizyon kanalında yayınlanan bir şovda, başkan Bush'un askerlik kayıtlarıyla çeliştiğini iddia ettiği belgeleri sunmasının ardından kamuoyu devreye girdi. Bush taraftarı pek çok insan, blog'larında bu belgelerin uydurma olduğuna dair karşıt görüşlerini duyurdular. Sonuçta CBS televizyonu, bu konuda yetersiz araştırma yapmış olduğunu kabul ederek özür dilemek zorunda kaldı. Kamuoyu ve siyasi baskı oluşturmada blog'ların gücünün, bu olayla ortaya çıkmış olduğu inancında olan pek çok insan var.

Blog'lar ve arama motorları: Sıkı dostlar
Blog'lar, Google gibi popüler arama motorlarıyla, klasik web sitelerine oranla çok daha güçlü bir etkileşim içerisindedir. Ayrıca internette dizin hizmeti veren bazı servisler, yalnızca blog'lara yönelik olarak kurulmuştur. Bu servisler, blog'ları birbirlerine verdikleri bağlantılara göre de değerlendirir ve bu bağlantıları yapılarına göre anlamlandırarak, blog'lar arasında ilişki kurarlar. Güncellenme sıklığı, yorumlar ve duyurular gibi her özellik, bu tür servislerin becerilerine katkıda bulunur; dolayısıyla sitenizin fark edilme ve ziyaret edilme şansı da artar. Bunun karşılığında yapmanız gereken fedakarlık, her güncellemenizde verdiğiniz hizmete ilişkin anahtar kelimeleri düzenli olarak kullandığınızdan emin olmak ve elbette yaptığınız işe daha fazla zaman ve özen göstermektir. Bir pazarlama aracı olarak blog, güçlü ancak zaman isteyen bir teknolojidir.

Gelelim RSS'e…

Blog'lar kendi başlarına hikayemizin yalnızca bir kısmını oluşturuyor. Ancak blog yazılımlarının çoğunda var olan ve pek çok insanın internette bilgiye ulaşma şeklini değiştiren bir başka araç daha var: RSS. RSS'in açılımı RSS (Rich Site Summary/Real Simple Syndication/RDF Site Summary) oldukça göreceli.

Tanımı ne olursa olsun, RSS hakkında su götürmez bir gerçek var; RSS, önümüzdeki yıllarda, giderek daha da yaygın olarak kullanılacak güçlü bir teknoloji.

Peki ama RSS sistemi nasıl çalışıyor? Blog'lar veya sık güncellenen kimi internet siteleri, "RSS feed" (içerik beslemesi) olarak adlandırılan XML kodları üretirler. Bu kodlar, internet üzerindeki haber, makale ve mesaj kaynaklarında yer alan içeriği, tüm siteleri dolaşarak okumak yerine, bir takım yazılımlar aracılığıyla tek bir noktadan okumanızı mümkün kılar. Bir başka deyişle RSS sayesinde siz içeriğe ulaşmazsınız; içerik size ulaşır. RSS teknolojisi ile hazırlan içerikleri okumak için, "Web Aggregator" olarak adlandırılan yazılımlar ya da internet portallerini kullanırız. RSS okuyucularını şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

* Masaüstü yazılımları.
* MyYahoo türü portaller.
* Bloglines türü servisler.
* Yeni nesil web tarayıcıları.

RSS'in kullanıcılara sunduğu avantajlar

Diyelim ki internet üzerinde ilginizi çeken 10-20; belki de 100 kaynağa ulaştınız. Özellikle blog'ların yaygınlaşma hızını düşündüğümüzde, bu hiç de imkansız görünmüyor. Normalde internette gezindiğiniz şekilde bu sitelerde gezinerek teker teker sizi ilgilendiren başlıklara tıklamak, pek de kolay bir iş olmayacak; her şeyden önce çok fazla zamanınızı alacaktır. Buna ek olarak, ilginizi çeken kaynaklarla bir tür abonelik bağı kurduğunuzu ve bu kaynaklar her güncellendiklerinde, yeni içeriğe ilişkin başlıkların tek bir klasör içinde sizin için toplandığını düşünün. İşte RSS'in yaptığı da tam olarak bu.

Peki ama haber kaynaklarımızı takip etmek için neden eskiden olduğu gibi e-posta teknolojisini kullanmayı sürdürmeyelim? İsterseniz buna bir örnekle cevap verelim. İnternet üzerinde bir gazete aboneliğimiz bulunduğunu varsayalım ve her sabah bu gazeteden o günün başlıklarını içeren e-postalar aldığımızı... Yaşayanlarımız bilirler; bir süre sonra posta kutumuz, emlak ilanlarından pornografiye kadar tam bir mesaj yığınağına dönüşecektir. Her gün yeni bir virüsün ortaya çıktığı da düşünülecek olduğunda, bunun bilgisayarlarımız için pek de güvenli olmayacağı ortada.

Oysa RSS için durum oldukça farklı: Aggregator yazılımlarının ulaştığı içerik bildirimlerinin virüs içerme ihtimalleri yok denecek kadar düşük. Üstelik reklam duyuruları gibi posta kutunuzu çöplüğe çeviren yüzlerce hedefsiz e-postadan da muafsınız. Gelen başlıkların tamamıyla sizi ilgilendirdiğinden eminsiniz; çünkü onlara siz abone oldunuz. Yalnızca başlıklara göz gezdirebilir, içeriğin tamamını okuyabilir, sitenin kendisini ziyaret edebilir veya bu bildirimleri, sonra okumak üzere bir kenara kaldırabilirsiniz. Tek kelimeyle muhteşem; öyle değil mi?

Blog'lar ve RSS: İşte yeni boyutlar

Maliyet adına oldukça etkili olan bu iki aracın pazarlama stratejisindeki yerleri nedir? Eğer yaptığınız işin bir parçasını internet oluşturuyorsa, kendinize şu soruyu sormanın vakti gelmiş demektir; "Blog ve RSS stratejilerini verdiğim hizmetle bütünleştirmek, bana ne kazandırır?"

Her şeyden önce bu iki teknoloji sayesinde, hizmetinizi geliştirdiğiniz hızla tanıtma imkanı bulabilirsiniz. Belirli bir iş alanında kendinizi bir uzman veya bilgi kaynağı olarak öne çıkarabilir, böylece o alandaki pozisyonunuzu sağlamlaştırabilirsiniz. Blog'lar kolaylıkla güncellenebilmeleri adına, hizmetinizi pazarlamak için hızlı ve etkili birer araç olabilirler. Ayrıca pazarlama stratejileri alanında "viral" olarak adlandırılan yapıya da uygundurlar; bir başka deyişle, belirli bir kalitede oldukları sürece insandan insana yayılarak, bir anlamda kendi tanıtımlarını yaparlar. Ayrıca blog'lar müşterilerinizle bire bir iletişim kurabileceğiniz bir ortam olmaları açısından, onlarla olan etkileşiminizi artıracak; verdiğiniz hizmete ve beklentilere ilişkin değerlendirmeleri, ilk ağızdan tespit etmenizi sağlayacaktır. Halkla ilişkilerde bir devrim olarak nitelendirilebilecek Blog'lar, müşterilerinizle olduğu kadar, medyayla iletişim kurmanızın da mükemmel bir yolu olabilir.

RSS ve e-bültenler arasındaki önemli ilişki

İnternet üzerinde işinizin önemli bir ayağını e-bültenler oluşturuyor olabilir. Ancak az önce de değindiğimiz üzere; e-posta aracılığıyla içerik sağlamanın artık pek çok riski var. Dolu e-posta kutularından tutun da, yükselen maliyetlere, servis sağlayıcıların e-posta filtrelerinden, kullanıcı kara listelerine kadar... O halde ne yapmak gerekiyor?

Müşterilerinizi yavaş yavaş RSS kullanmaya alıştırmak, iyi bir fikir olabilir. Sitenizi RSS desteği ile güçlendirmenin ve e-bülten abonelik düğmenizin yanı başına bir RSS ikonu eklemenin tam zamanıdır. RSS, müşterinizle aranızda kolaylıkla kurabileceğiniz bir köprüdür. Bu söylediklerimizden, mevcut e-posta stratejinizi kaldırıp çöpe atmanız gerektiğini düşündüğümüz anlaşılmasın sakın. Zira RSS henüz yeterince yaygın olmaması sebebiyle, e-posta teknolojisi ile baş edebilecek güçte değil. Ancak bu durumun çok yakın bir gelecekte değişeceği düşünülürse, maliyet ve zaman ihtiyaçları giderek artan e-posta stratejilerine iyi bir alternatif oluşturacak olan RSS için şimdiden hazırlık yapmak, hiç de gereksiz bir eylem olmayacaktır.

Okuyucu Yorumları

İlk yorum yapan siz olun
Sen de yorum yaz

 



CHIP'i Takip edin
E-Posta listemize katılın
CHIP Dergi Mobil Cihazınızda

İlginizi çekebilir