Quo va dis? (nereye gidiyoruz?)

PC dünyasında sürekli bir hareketlilik var. Bu baş döndürücü evrim içinde yakın gelecekte bizi neler bekliyor? Cevaplara bu yazıda değindik.

PC kullanımı yaygınlaştıkça bilgisayar okuryazarlığı da artıyor. Artık çoğu kullanıcı teknolojik gelişmeleri sadece tüketici elektroniği cephesinden değil, bilgisayarlar açısından da takip ediyor. Mevcut PC bileşenlerini, yeni gelişmelerin ışığında ve kısa bir özet halinde kabaca ele aldığımız bu yazı, sizin için faydalı olabilir. Tüm bileşenlerin kesişme noktası: Anakartlar Anakartlar PC mimarisindeki temel taşlardan biri olarak bilgisayar dünyasındaki evrimin en yakın tanıklarından hatta göstergelerinden biri. İşlemci, bellek, ekran kartı ve diğer bileşenleri bünyesinde toplayan anakartlar, bu bileşenleri hızlı ve stabil bir şekilde çalıştırmaktan sorumludur. Anakartlara baktığımızda, her şeyden önce daha önce para vererek ayrıca satın aldığımız pek çok bileşeni entegre olarak görüyoruz. Bunların başında ses geliyor. Anakartlarda tümleşik ses yeni bir olgu değilse de, modern anakartlardaki ses desteği oldukça gelişmiş düzeyde. 7.1 kanal, dijital giriş/çıkışlara sahip olan tümleşik ses birimleri sayesinde müşkülpesent kullanıcılar bile ayrıca ses kartı satın almak istemeyecek. SATA arz-ı endam edeli çok oldu. Fakat hala optik cihazlar bu arabirimi yaygın bir şekilde desteklemiyor. Her ne kadar mevcut PATA arabirimi optik cihazların veri aktarımı için yeterli bant genişliğini sağlıyorsa da, SATA ve PATA cihazları kombine çalıştırmak yerine, tamamen SATA’ya yönelmek isteyen kullanıcılar biraz daha beklemek zorunda. RAID son yıllarda epey popüler. Sabit disklerin yarattığı performans dar boğazını aşmanın en iyi yolu olarak görülen RAID dizileri, uzun zamandır anakartlarda donanımsal olarak destekleniyor. Hatta bazı anakartlarda iki adet bağımsız RAID denetleyici bile mevcut. Anakartlarda dâhili kablosuz arabirimin standart olması içinse hâlâ biraz daha beklemek gerekiyor.

PCI-E, anakartlarda yaygın fakat kart yok Performans konusunda anakartların çoğu BIOS içinde kolayca overclock yapılabilmesini sağlayan seçenekler bulunduruyor. Anakart üreticileri PCI arabirimini terk etmeye pek hevesliyse de, üreticiler henüz PCI-E kart üretme konusunda o kadar hızlı değil. Öte yandan PCI-Express 16x arabirimi ekran kartlarında yaygın bir şekilde kabul gördü. Bu arada AGP 8x’in 2.100 MB/sn’lik veri aktarım hızına karşılık, PCI-E 16x’in yaklaşık 4.000 MB’lık (üstelik hem okuma hem yazma) bir hız sağladığını da belirtelim. Bağlanabilirlik açısından da anakartlarda gelişmeler var. Her şeyden önce artık USB port sıkıntısı yok. Firewire arabirimi de çoğu anakartta mevcut. Gigabit ethernet bağlantısı sayesinde ağ performansı artarken, bazı anakartlardaki 2 adet ethernet arabirimi esnek bir kullanım sağlıyor. Entegre ekran kartı ise bir anlamda, ayrıca satılan ekran kartlarının taban noktasını belirleyen önemli bir etken. Zira üreticiler giriş seviyesi ekran kartı olarak anakartlara entegre edilen grafik biriminin hızını baz alıyor. Bu arada mevcut anakarta entegre ekran kartlarında, DirectX 8/9 desteği olduğunu da hatırlatalım. Anakartların yakın geleceği için tamamen SATA’ya geçiş, hızlandırılmış entegre grafik birimi, dahili kablosuz bağlantı gibi tahminlerde bulunabiliriz. Bu arada çift ekran kartını destekleyen yonga seti kervanına Intel’in de katıldığını belirtelim. Çift PCI-E 16x yuvalı anakartların zamanla daha popüler olacağını söylemek yanlış olmaz. Bir kurtarıcı olarak paralelizm: İşlemci dünyası İşlemcilerdeki paralelizmden son zamanlarda o kadar bahsettik ki sanırız okuyucularımız arasında çoklu çekirdeğin önemini bilmeyen yoktur. Özellikle yakında 65 nm seri üretime geçilince, saat hızlarında önemli bir artış gündeme gelecek. Önbellek de artık sadece miktar olarak artmıyor, çekirdekler arasında dinamik olarak da kullanılabiliyor. İşlemcilerdeki önemli bir değişiklik AMD’nin gittikçe güçlenerek masaüstü platformunda Intel işlemcilere ciddi bir alternatif haline gelmesi oldu. Bundan birkaç yıl önce, AMD işlemcilerini overclock etmek neredeyse imkânsızdı. Zira saat hızı açısından işlemciler zaten sınıra yakındı. Üstelik termal problemler pek çok kişinin sadece bu yüzden Intel işlemcileri tercih etmesine sebep oluyordu. Şu an AMD işlemcilerinin bu tür dezavantajları bulunmuyor. Çift çekirdek cephesinde Intel’in Core Duo’suna, AMD X2 ve FX 60 ile cevap vermiş durumda. Gerek tek çekirdek gerekse çift çekirdekli işlemcilerde yoğun bir rekabet yaşanırken, Intel’in dizüstü PC’lerde ezici bir üstünlüğü olduğunu söylemek mümkün. Centrino teknolojisiyle bir devrim yaratan şirket, Sonoma platformuyla oldukça iddialı. Yeni gelen Napa platformu ise çıtayı daha da yükseğe taşıyor.

Napa platformundaki Yonah işlemcisinin çeşitliliği, sadece dizüstü PC’lerde değil, masaüstü PC’lerde hatta blade sunucularda bile kullanılacak kadar performanslı. Çift çekirdek, masaüstünde olduğu gibi dizüstü PC’lerde de kullanılmaya başlandı. Çift çekirdeğin toplam performansa olan etkisi (her ne kadar tek çekirdeğin iki katı değilse de), gittikçe artan bir şekilde gerçekleşiyor. Zira yazılımcılar kodları çift çekirdeğin avantajlarından faydalanacak şekilde yazıyor. Bellek cephesi karışık: DDR, DDR2 ve DDR3 Bellek cephesinden baktığımızdaysa Intel’in DDR2’ye geçişine rağmen, AMD’nin hala DDR’da ısrar ettiğini görüyoruz. Fakat DDR2, DDR’a göre bariz bir üstünlük sağlayacak kadar gelişince, AMD’nin de DDR2’ye geçeceği aşikâr. Diğer yandan üreticilerin yol haritalarındaki DDR3 bu noktada kafa karıştırıyor. DDR2’yi beğenmeyen AMD, doğrudan DDR3’e geçerse şaşırmamalı. AMD işlemcilerindeki dâhili bellek denetleyicisinin zaten önemli bir avantaj olduğu ve mevcut durumda DDR2’nin bir avantaj sağlamayacağı sadece AMD’nin değil pek çok otoritenin dile getirdiği bir gerçek. Oyun severlerin tutkusu: Ekran kartları Ekran kartlarında bulunan GPU’ların işlem gücü o kadar arttı ki MIPS (millions of instructions per second) açısından baktığımızda piyasadaki pek çok GPU’nun CPU’lardan daha hızlı olduğunu söylemek mümkün. Mevcut hızlı ekran kartları na baktığımızda nVidia’nın gladyatörü olarak GeForceFX 7800GTX’i görüyoruz. ATI, arenaya yeni çıkardığı Radeon X1900XT ile öne geçmiş durumdaysa da nVidia uzun süre 7800GTX ile hüküm sürmeyi başardı ve yakın zaman içinde yeni bir GPU duyurusu yapabilir. Hatta şöyle söyleyelim: Siz bu satırları okurken nVidia’nın yol haritasındaki G71 piyasaya çıkmış olabilir. Her iki üreticinin de performansı artırmak için kullandıkları yöntemler benzerlik gösteriyor. Üretim teknolojisini geliştirerek transistor boyutlarını küçültmek ve böylece daha yüksek saat hızlarına ulaşabilmek tabii ki en önemli amaçlardan biri. En iyi transistör en küçük transistör’dür Transistor boyutlarının küçülmesi aynı zamanda GPU çekirdeğine daha fazla transistor sığmasına imkân sağlıyor. Bu GPU’lardaki transistor sayıları ise inanılmaz. Örneğin ATI Radeon X1800, 321 milyon transistöre sahipken; X1900 tam 384 milyon transistor barındırıyor. nVidia’nın GeForceFX 7800GTX’i ise 304 milyon transistöre ev sahipliği yapmakta. Transistor boyutları açısından baktığımızda, ATI 90 nm teknolojisine geçmiş durumda. nVidia ise halen 110 nm üretim yapıyor. Fikir vermesi için belirtelim: Prescott çekirdekli bir Pentium 4 işlemcisinde (90 nm) 125 milyon transistor bulunuyor. Bütçeniz darsa ve sadece giriş seviyesi ekran kartlarına gücünüz yetiyorsa, bu gelişmelerin sizi çok fazla ilgilendirmediğini düşünebilirsiniz. Ne var ki gerek ATI gerekse nVidia yeni ve hızlı bir işlemci ürettikten kısa bir süre sonra, bu işlemcinin bazı özelliklerini kırparak daha ucuz sürümleri farklı segmentlere hitap edebilme adına piyasaya sürüyor. Dolayısıyla üst seviye GPU’lar aşağıya doğru kırpılarak gelse de, giriş seviyesi GPU’lar ile üst seviye GPU’lar arasında hep bir bağlantı var. Bir kartın pikseli, iki kartın tekseli var Verimliliği hep tartışma konusu olsa da birden fazla işlemci kullanmak toplam işlem gücünü artırmak adına eskiden beri kullanılagelen bir yöntem.

3dfx’ten beri bir şekilde ekran kartlarında gündemde olan çift GPU’lu sistemler tekrar moda oldu. Çift ekran kartı konusunda nVidia’nın SLI’ına Crossfire ile cevap veren ATI, bu noktada nVidia’yı yalnız bırakmadı. Çift ekran kartı bir yana, bazı özel tasarım kartlarda çift GPU bulunabiliyor. Tek yuva işgal etmesine rağmen çift PCI-E 16x yuvasına ihtiyaç duyan bu kartlar (örneğin Gigabyte 3D-1), fiyat açısından iki ayrı karta göre daha cazip. Çift GPU’lu bir sistemde tek GPU’ya göre kazançtan bahsedebilmek için, işlemcinin çok güçlü olması gerektiğini belirtelim. Aksi takdirde polygonal hesaplamalarda bir darboğaz oluşacak ve ekran kartlarının yüksek doku doldurma oranı oluşan darboğaza takılacaktır. Bu bir yana, çift ekran kartının sağladığı lüksten faydalanmak için en az 1.280 x 1.024 (tercihen 1.600 x 1.200) çözünürlük gerekiyor. Bu çözünürlüğü yüksek tazeleme hızıyla gösterebilmek için de büyük bir monitor (tercihen LCD) kullanılıyor. Böylece, Antialiasing ve Anisotropic Filtering gibi tüm kalite ayarları sondayken oyun keyfine varabilirsiniz. Her halükarda, çift ekran kartının hızlı değil, paranın satın alabileceği en hızlı sistemleri amaçlayan kullanıcılar için uygun olduğunu hatırlatalım. Bu bir yana abartıda sınır tanımayan bir iki üretici -ki bunların arasında Asus da var- çift işlemcili iki kartı SLI olarak kullanılmasına olanak sağladı. Kısaca karşımızda had safhada bir paralelizm bulunuyor. Fakat bu sistemlerdeki fan gürültüsü, termal problemler ya da yüksek güç tüketimi gibi problemleri saymaya sanırız gerek yok. Bu kadar yüksek bir grafik performansının sadece en yüksek kalite ayarları ve çözünürlükte fark yarattığını ve işlemci, bellek gibi diğer bileşenlerin de çok hızlı olmasının bir zorunluluk olduğunu belirtmeliyiz. Daha önce en hızlı ekran kartını isteyen kullanıcılar, ek soğutma tasarımlarıyla saat hızı artırılmış olarak satılan özel kartları tercih etmekteydi. Şimdi bunun da bir üst seviyesi olarak, iki ekran kartı konfigürasyonları görüyoruz. Bu gidişe dur diyecek kimse yok. Tıpkı işlemcilerde olduğu gibi GPU’larda da fiziksel sınırlar önemli bir darboğaz oluşturuyor. Dolayısıyla paralelizm ihtiyacı ilerde daha da artacak gibi. PC’lerin günah keçileri: Sabit diskler Optik cihazları ve fanları saymazsak, PC’lerdeki tek hareketli parka içeren bileşen olan sabit diskler, mekanik yapılarının fiziksel dezavantajarı yüzünden zaman zaman tepki çekse de, alternatif depolama yöntemlerinin dezavantajları kullanıcıların elini kolunu bağlamakta. Kısaca ne kadar şikâyet etsek de koşulların en iyisi bu. Performans açısından baktığımızda, sabit disklerin yarattığı darboğaz fark edilmeyecek gibi değil. İşlemcilerde fizik sel sınırlara yaklaşıldığından bahsediyoruz fakat bu fiziksel sınırlar sabit diskler için en başından beri vardı. İşin kötüsü mekanik yapı yüzünden bu sınırlamalardan kurtulmanın imkânı yok gibi. Zira sabit diskler hala ilk icat edildikleri yapıyla çalışıyor. RAID bir anlamda bu performans darboğazını aşmanı n şu an için belki de tek yolu. En az iki disk gerektiren RAID yapılar, eğer 4 disk kullanırsanız performansla doğru orantılı olarak güvenliği de artırıyor (RAID 0+1). 2 ya da 4 olsun, her halükarda RAID ekonomik bir çözüm değil. Fakat zaman içinde disklere baktığımızda değişen tek şeyin kapasite olduğunu; performans konusunda etkileyici bir sıçrama yaşanmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Artan önbellek miktarı da ayağınızı yerden kesmeye yetmiyor.

Dönüş sayısı performansı belirliyor Sabit disklere baktığımızda, 5.400 RPM’den 7.200RPM’e geçişte ciddi bir artıştan bahsetmek mümkün. Benzer şekilde 10.000 RPM’lik SATA diskler de (Western Digital Raptor) performans çıtasını yükseltti fakat bu disklerin fiyatı da yüksek. Sabit disklerde en azından RAID yapma şansınız var; optik disklerde bu da yok. Son iki yıldır optik disk alanında ciddi bir performans artışından söz etmek mümkün değil. Optik cihazlar yerinde sayadursun, SATA 150’nin yerini alan SATAII ya da nam-ı diğer SATA 300, teoride saniyede 300 MB’lık veri aktarım hızı sunuyorsa da, mevcut diskler (RAID dizisi kullanmadıkça) böyle bir bant genişliğine ihtiyaç duymaz. Yani pratikte SATA II sayesinde 150 MB/sn’den 300 MB/sn’ye geçeceğinizi düşünmeyin. Disklerdeki önemli bir gelişme de dizüstü PC’lerde sıklıkla kullanılan 2,5 inç sabit disklerin 7.200 RPM’e terfi etmesi oldu. Böylece performans açısından baktığımızda dizüstü PC’ler masaüstü PC’leri nerdeyse yakaladı. Seagate’in komut sıralama protokolü: NCQ Sabit disklerle ilgili az sayıdaki gelişmeden biri olan Seagate’in NCQ (Native Command Queuing) yani yerel komut sıralama teknolojisi, disk dünyasında pratikte oldukça işe yarayan yeni bir soluk olarak düşünülebilir. NCQ basitçe, sabit disk içindeki disk plakalarının farklı bölümlerine ulaşılması gerektiğinde, komutları sıraya koyarak disk kafasının gereksiz hareketler nedeniyle oluşan gecikmeyi ortadan kaldırması olarak tanımlanabilir. SATA için tasarlanan bu komut protokolünden faydalanabilmek için Intel 915/925 yonga setleri ve sonrası ya da nForce 4 yonga setli bir anakart gerekiyor. Ayrıca SiS de, NCQ desteğini yeni yonga setlerine eklemiş durumda. NCQ’dan faydalanabilmek için sadece yonga seti desteği yeterli değil. Diskin de bu özelliği desteklemesi gerekiyor. Seagate Barracuda 7200.7 serisinin bazı modelleri, Barracuda 7200.8 serisi ve sonrası ayrıca Maxtor DamondMax 10 SATA disklerde NCQ desteğine sahip. NCQ için uygun anakartın BIOS’unda da bu seçeneğin etkin hale getirilmesi (AHCI mod) ve Windows altında gerekli yazılımı (Intel Application Accelerator) yüklemek de gerekiyor. Sadece ekranda görmek yetmiyorsa: Yazıcılar Yazıcı deyince eskiden beri yaşanan ikilem hala görece sürüyor. Yani renkli baskı ve yüksek baskı maliyeti mi (mürekkep püskürtmeli) yoksa mono baskı ve düşük baskı maliyeti mi (lazer). Mono lazer yazıcıların fiyatları 100 doların altına düştü. Renkli lazer yazıcılarsa 300 dolar civarında bulunabiliyor. Bu yazıcılarla toner başına binden fazla baskı almak mümkün. Mürekkep püskürtmeli yazıcılarsa uygun fiyatları ve yüksek baskı kalitesiyle dikkat çekiyor. Problem şu ki kullanıcılar artık sadece baskı almakla yetinmiyor. Tarama özelliği de bulunan çok işlevli yazıcılar sayesinde fotokopi çekmek de mümkün ve pek çok kullanıcı bu özelliği çok seviyor.

Hayalden gerçeğe: Çok işlevli lazer yazıcılar Geçtiğimiz Ocak ayında CES 2006 fuarında tanıtılan Samsung’un çok işlevli lazer yazıcısı 200 doların altındaki fiyatıyla bu bahar piyasayı epey etkileyecek gibi. Mürekkep püskürtmeli yazıcı kartuşlarına avuç dolusu para ödemekten bıkan kullanıcılara gün doğdu. Bu yaz tarayıcı/yazıcı/fotokopi makinesi olarak kullanabileceğimiz cihazların evlere girdiğini görebileceğiz. Seneye belki bu cihazlar renklenir de; kim bilir? Mevcut mürekkep püskürtmeli yazıcılara baktığımızdaysa, uygun fiyatlı giriş seviyesi modeller hariç, orta ve üst seviyede tümleşik kart okuyucu, BlueTooth, LCD ekran, çift taraşı baskı gibi zengin özelliklere rastlıyoruz. Ayrıca küçük fotoğraf basabilen yazıcılar da her ne kadar ekonomik değillerse de, belli bir kesim tarafından rağbet görüyor. Özellikle Samsung’un bu konuda oldukça başarılı bir çözümü var. Mürekkep püskürtmeli yazıcılar uzun bir sure daha bizimle olacak. Fakat renkli lazer yazıcıların fiyatı düşüp baskı kalitesi arttıkça, mürekkep püskürtmeli yazıcılar sadece özel amaçlar için kullanılıyor olacak. PC’lerin modası geçmiş evleri: Kasalar Sürekli PC’lerin hayatımıza hatta oturma odalarımıza girdiğinden bahsediyoruz fakat mevcut kasalara baktığımızda hiç de ergonomik olmadıklarını söyleyebiliriz. Zaman içinde değişen tek şey, belki de artan güç ihtiyacı doğrultunda güç kaynaklarındaki kapasite artışı. Bunu saymazsak hala kaliteli ve kalitesiz kasalar arasındaki uçurum devam ediyor. Intel’in sürekli değişen güç kaynağı soket standardı belki de az sayıdaki değişiklik arasında en sıkıcı olanı. Kasalardaki değişime karşı yaşanan atalet problemi, mini PC’leri (barebone) gündeme getirdi. Özellikle Shuttle XPC’ler oldukça popüler. XPC’ler sadece küçük boyutları ve şık görünümüyle dikkat çekmekle kalmıyor, ayrıca özel tasarımları sayesinde ne güç kaynağından ne de işlemci fanından neredeyse hiç ses gelmiyor. Şahin Ekşioğlu

Okuyucu Yorumları

İlk yorum yapan siz olun
Sen de yorum yaz

 


CHIP'i Takip edin
E-Posta listemize katılın
CHIP Dergi Mobil Cihazınızda

İlginizi çekebilir